Recep Aktuğ: Hilmi Bey’e teşekkür ederim!

10.09.2012 22:11:07

Recep Aktuğ ismi, unutulmaz dizi Aşk-ı Memnu'daki güçlü oyunculuğu ile hafızalarımıza kazındı. Duygusal şarkıların bestecisi ve yorumcusu Aktuğ ile müzik ve oyunculuk üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.





2kadin.com >> Kültür Sanat

Recep Aktuğ: Hilmi Bey’e teşekkür ederim!
2kadin.com - Köklü bir müzik geçmişiniz var. Ama çoğu kişi sizi Aşk-ı Memnu dizisindeki Hilmi Önal karakteri ile tanıdı. Bundan dolayı bir rahatsızlık duyuyor musunuz?

Hayır. Bir rahatsızlık yok, çünkü bu benim bildiğim bir iş. Türkiye’de medyatik olmadığın sürece hiç kimse seni tanımaz. Ya müzikte medyatik olursan herkes seni tanır ya da başka bir dalda medyatik olduğun anda senin diğer işlerin anlaşılır ve ortaya çıkar. Ben ilk başta müzikle başladım ama müzikte medyatik olmayı seçmedim. Yani 80’lere kadar bir medyatik durumumuz vardı, Kısa Dalga Vokal Grubu yüzünden. Ben askere gittikten sonra ondan da elimi eteğimi çektim. Grubun son işi 1983 Eurovision’udur. Ondan sonra bir daha Kısa Dalga toplanmadı. Ben geri planda kalıp müziğimi, bestemi, sözümü yapıp piyasayla çalışmayı yeğledim. Ama işte bu “Hilmi Bey” vakasından sonra maalesef benim ismim halen daha Hilmi Bey... Bana “Hilmi Beyi dinlemeye gidiyoruz” diye gelen adamlar çok. Ben de bundan bir süre rahatsız değildim ama rahatsız olmaya başladım. Çünkü benim bir ismim var, yaptığım işler var. Mesela bir yerde çalışıyorum, “Bu akşam Recep Aktuğ var gelir misiniz?” diye telefon ediyorlar iş yerinden. “Kim?” diyorlar. “Yahu Aşk-ı Memnu... Aaa o mu tamam geliyoruz” oluyor. Espri orada patlıyor. Ben sahnede de bunu söylüyorum. Rahatsız değilim ama olmasa daha iyi olur. Biz balık hafızalı bir ülkeyiz. Bir yere giderken kim nerde en yapıyor, bu adam kimdir, öyle birşeye bakmıyoruz. Biri medyatikse “Aaa burada o varmış” diye gidiyoruz. Bu da normal.

2kadin.com - Dizinin getirdiği popüleritenin albüm satışlarına bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Albüm satışlarına tabi ki bir etkisi oldu. Çünkü durup dururken bir müzik markete gidip “Recep Aktuğ’un albümü geldi mi?” diye sormazsın. Benim oradaki resmime bakıp “Aaa ben bu adamı tanıyorum” diye gidip alırsın. Bu yüzden ben ilk albümün üzerine “Hilmi Bey’e teşekkür ederim” diye bir yazı yazdım. Albümün içinde “Aşk-ı Memnu dizinden Hilmi Bey’e çok teşekkür ediyorum” diye başladım. Çünkü hakikaten öyle bir şey olmasaydı benim albümlerimin satışları için şu anda oturup “Keşke satsaydı” diye düşünüyor olacaktık. İyi oldu, kötü değil yani Hilmi Bey’in çok yardımı oldu bana.

EUROVISION BİR TANITIM ŞOVU

2kadin.com - Eurovision maceranıza gelelim. 1983’te Çetin Alp ve Türkiye’nin ilk eşlik vokal grubu Kısa Dalga ile yarışmaya katıldınız.

Onun kuruluşu 1976’dır. 1983 Eurovision’u en son işidir. Ondan önce hemen hemen bütün Eurovision’larda bir sürü insana eşlik etti. Türkiye’de üçüncü falan oldular. Ama bizi enstrüman olarak düşünün. Biz eşlik vokal grubuyduk. O zamanda kaset ve 45’liklerin hepsinde, 1980 öncesinde incelerseniz, albümlerin altında Kısa Dalga Vokal Grubu diye yazar. Ondan sonra bitti iş.

2kadin.com - Eurovision maceranızdan biraz bahseder misiniz? Nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Eurovision, 1980 yılına kadar, literatür olarak söyleyeyim, o döneme kadar çok önemli bir hadiseydi. Sokakta insan kalmıyordu. Nasıl Kurtlar Vadisi izlerken sokakta insan kalmıyordu. Aşk-ı Memnu izlerken de öyle oluyordu. O dönem de öyleydi. Vatan, millet, Sakarya, millet sabahlara kadar otururdu. Aslında öyle değil. Eurovision tamamiyle bir şov, gösteri. Bir takım bestecilerin yarıştığı, ülkeler bazında yarıştığı bir yarışma. Bu da bir tanıtım şovu diye düşünüyorum. Ama çok önemli bir misyonu var. Bütün dünyada ülkenizi 3-4 dakika tanıtım yapabiliyorsunuz. Bu trilyonlara mal olacak bir çalışma. Siz bu çalışmada, ekstra bir para harcamadan gidip ülkenizi temsil ediyorsunuz. Çok büyük özelliği buydu. 1983 Eurovision’unda ise ben bu işleri bırakmıştım, tek başıma çalışmaya başlamıştım. Allah rahmet eylesin sevgili Buğra geldi. “Abi böyle bir parçayla katılıyorum. Aysel (Gürel) sözlerini yazdı, Çetin Alp okuyor, sen de vokalini yapar mısın?” dedi. Memnuniyetle dedik, 4 kişilik vokal grubunu 6 kişi yaptık ve girdik. Uzun bir çalışmadan sonra yarışmaya gittik. Yarıştık ve geldik. Netice bizim için hiç önemli değil. Sıfır puan aldı espirisiyle bile halen daha akıllarda olan bir malzeme bu. Reklamın iyisi kötüsü olmaz biliyorsunuz. Dünya çapında Türkiye’nin tanıtımını çok iyi yaptığımızı biliyorum. Ama puan alırsın almazsın, almadık, çok da büyük bir şey olmadı. Olan Çetin Alp’e oldu. Onun işleri kesildi.

SABA TÜMER ELİME GİTARI VERDİ, HERŞEY DEĞİŞTİ

2kadin.com - Albüm çıkarmak için neden bu kadar beklediniz? İlk albümünüz 2008…

Bu kadar beklemedim aslında. Albüm çıkartmak niyetinde değildim. Benim bir 45’liğim bir de kasetim vardı. Ama ikisi de talihsiz bir netice oldu. Bir 45’lik çıkarttık, tam 36 hafta listebaşı kaldı. Fakat ben askerdeydim, hiçbir çalışma yapamadık ona. Sonra kaseti çıkartmaya niyetlendim. Kaset bitti, Körfez Savaşı patladı. Dolayısıyla herşey durduruldu. Ben uzun bir süre direndim, çıkartalım diye. Çıkartmaya karar verdik ama herkes aynı anda karar vermiş! Benim kaset güme gitti. Yani tanıtımı olmayan bir çalışma oldu. Sonra ben yeter artık dedim, benim için farketmiyor. Ben sahnede müziğimi yaparım. Aşk-ı Memnu başladı. Birgün Saba Tümer’in programına çağırdılar bizi. Oraya gittik 3 kişi. Ne olur gitarınızı da getirin dediler. Saba elime gitarı verdi, ondan sonra herşey bitti. İlla albüm dendi, başladık, buralara geldik.

2kadin.com - Albümünüzde aşk dolu bestelerle karşılaştı dinleyicileriniz. Bestelerinizdeki ilham kaynağını sorsak…

O bestelerin hepsi 70’li yılların besteleri. 74-75-76, o dönemlerde yapılmış besteler. Biz bunları yeni baştan yaptık. Onların bir kısmını Sezen Aksu okudu, bir kısmını başka arkadaşlar okudu. Bir tek “Alışma Bana” ve “İstiyorum Seni” yeni bestedir. Bir de “Sevmek Ne Güzel”. O da Eşref Üstün diye bir arkadaşımızın bestesi. Diğerlerinin hepsi eski bestedir. Ayrıca ilham diye bir şey söz konusu değil. Böyle bir yeteneğin varsa durup dururken gelir adama. Mesela şu anda bile bir şey gelebilir aklıma, notaya dökersin olay biter. Yani özel biri yok. Ama tabi biraz eksantrik göstermek için, “İlham geliyor, ben aşık oldum” hadi canım sende öyle bir şey yok! O anlık hoşlandığın birşeydir. Birşeyden hoşlanırsın, bir ritim duyarsın, bir kelime duyarsın, yapabilirim. Ama tabi ilham gelen arkadaşlarımız olabilir. Onların da buradan haklarını yemeyelim.

30 YILLIK EVLİ BİR AŞK ADAMIYIM

2kadin.com - Sizi “Aşk Adamı” olarak tanıdık. Siz de kendinizi öyle görüyor musunuz?

Aslında herkesin içinde öyle bir özellik var. Yani biraz hisli olmak, biraz duygusal olmak herkesin içinde var. Kimisi çok fazla saklar, kimisi yarısını dışa vurur, kimisi de olduğu gibi gösterir. Bakın köpekli bir tişört giyiyorum. Bunun gibi 6 tane var. Seviyorum çünkü. Mesela sahneye bile bununla çıkıyorum bazen. Bu benim çocuksu yanım. Şarkılarımdan sen duygusal yanımı anlıyorsun. Oturup gülüp konuşuyoruz, bu benim komedyen yanım.

2kadin.com - Hem “Aşk Adamı” olup hem evli olmak nasıl bir durum? İkisi bir arada mümkün mü?

Mümkün aslında. O biraz saygıyla ilgili bir şey. Yani eşine saygı duyuyorsan ve eşin de sana saygı duyuyorsa, ve birbirinizi şüphe etmeden kabullenmişseniz, o iş olur. Ama biraz dışarıdan fazla etkilenme olduğu zaman işte orada o saygı, sevgi bitince zaten evlilik hepten bitmiş olur. Onun için bu duygusallıkla evliliğin yürümesi doğal. Olabilir yani. Mesela ben 30 senelik evliyim şu anda. Çok da güzel bir hayatım var. Çünkü karım benim ne olduğumu bilir, o da müzisyen olduğu için. Ayrı dallarda çalışıyoruz. O İstanbul Devlet Operası’nda koro sanatçısı. Mesleğimiz aynı ama dallarımız ayrı. Aynı zamanda benim vokal grubum içinde bir eleman. Bu dünyada neler olup bittiğini, benim ne olduğumu bilen bir kişi. Böylelikle hiç sorun yaşamadan herşey normal gidiyor.

2kadin.com - Oyuncu yönünüzle, son dönemde gündeme gelen Şehir Tiyatroları’nın Belediyelere devredilmesi hakkındaki haberlere yorumunuz nedir?

Olanı söyleyeyim ben size. Öncelikle maaşlı sanatçı olmaz. Çünkü maaşlı sanatçı, üretkenliğini yitirir. Bu senelerde ülkemizde böyle yerleşmiş, bu şekilde gitmiş. Hani meşhur laflar da çıktı “Bankamatik sanatçılar” gibi. Ama sanatçı denen kişi üretken olmak zorunda, ya da üretenlere yardımcı olmak zorunda. Tabi ki Şehir Tiyatroları’nın bürokratlara devredilmesi riskli bir iştir. Bugüne kadar olagelmiş bir iş değildir. Bu işi iyi bilen insanlara aktarılmalı ve bir ortak çalışma yapılmalı. Ama hükümetin aldığı bazı kararlar da var. Devlet Operaları’nı kapatmak, küçültmek, özelleştirmek, tiyatroları da aynı bu şekle getirmek. Artı devletin üstündeki o maaş yükünü kaldırmak. Şimdi ortada büyük rakamlar var ortada. Bu rakamları ödemektense, iş yapana bunu öderim tarzına getirip bu yola başvurdu. Bu da hükümetin takdiridir. Ama doğru mu yanlış mı dersen, bence yanlış!

2kadin.com - 2yuz.com sitemize Kasım 2007’den beri üyesiniz. 2yuz.com hakkında ne söyleyebilirsiniz?

2yuz.com, herkesin orada olduğu ama bir türlü konuşamadığımız bir site. İki sektörün içinde de biriken, birbirini tanıyan bir sürü insan var. Bu insanlar birbirini görüyor ama iki kelime de konuşmak lazım. Çünkü orası çok özel. Her önüne gelenin kabul edilmediği, arkadaş olarak da kabul etmediğin, enteresan bir şey, diğer sitelerde 5 binlere 10 binlere çıkıyorsun ama 2yuz’de seçici oluyorsun. Tanıdığın insanlar geliyor, soru sormak isteyenlere cevap veriyorsun. Daha az sayıda ve özel olduğu için daha elit kalıyor site. Buradan yöneticilerimize duyuruyorum, üyelerimizle ya da beni seçen, arkadaş listeme kabul ettiğim insanlarla iki kelime de konuşabilme imkanı arıyoruz! İstiyoruz! Ama 2yuz.com, ciddi anlamda elit bir site.



4143
defa okundu
Önceki Sonraki
16 Kasım, Cuma 2018