Dilek Dallıağ

Dilek Dallıağ

Mood'lar Arası Kadın

13.08.2007 13:20:58

Otuzlu Yaşlarımın Dokunulmaz Hazzı

2kadin.com >> Dilek Dallıağ

34 yıllık yaşantım. Bazıları için erken bazılarına geç gelen bir yaşamın kapısı gibi…Ben çok eskiden, bayağı bir eskidendi! (ki zaman böyle ilerledikçe eskidendi! tanımını daha çok sever ve ama yetmediği için zaman dilimi ürker oldum) işte çocukluktan ergenliğe geçişte kadın olmak durumu vahim, bu yaşlar bana zor, yaşlı ve geçkin bir dilim gibi gelirdi… Oysa otuzlu yaşların mükemmelliğini yaşamaya başladığım andan itibaren zaman dolu, yoğun bir çikolatanın tadını yavaştan alırmışçasına ve orgazm olurmuşçasına ilerlemekte…

ZAMAN DİYE BİRŞEY YOK! YA DA BEN ZAMANSIZIM…

Zaman dilimi… İzafiyetini gün be gün anlam olarak değiştirmekte beynimin kıvrımlarında. Zaman diye bir şey yok! Diye kabul ettiğim andan itibaren bakmışım ben otuzların, yirmilere göre coşkusunu, özgüvenin doruklarını ve tadını alacağım şu yeryüzündeki her şeyin ama her şeyin keyfini yaşar bir kadın oluvermişim. Hiç öyle Brigitte Jones kıvamında da değilmiş hayat. Dayatmaların sanrısında ve sadece sanmalarla geçen yaşam dilimindeki kendimize verdiğimiz azapmış evlilik için, çocuk için, aşk için, kariyer için geç kalmışlık denen kavram. Üstelik gerçekten yirmili yaşlarıma ‘Ah sen ne masumsun! Ne zavallısın bak bak bu fotoğrafında nasıl da saf saf bakıyorsun! Nasıl bu kadar hayatını bir adam üzerinde çemberini daraltarak yaşamışsın, Nasıl hayatında birisi ya da birilerini merkezin yapmışsın, bağımlılık yaşamışsın ki kendine bile bağımsızken bu kadar!’ diyorum artık. Sex And the City kadınları olmuşuz diyormuşuz, muşuz..muşuz.. ne diyormuşuz? diye bakıyorum ayrıca! Aslında bunları beynimiz bir oyun dizini olarak sunarken bize otuzlu yaşların bir suçu yok bunda elbette.

NELER OLUYOR OTUZLARDA?

- İlk gençliğimin ortalarında başlayan panik yerini zamana takılırsam şayet hasta ediyor beni! (evlilik, çocuk, eş, kariyer, para planları…gibi) Aslında otuzlar bana evlilik ve öne sürdüğüm her dayatmanın aksine ben! Ne istiyorum? Ve ben nasıl mutluyum? Sorularını sormama yaradı! Birincisi dediğim gibi zaman diye bir şey yok! Ben hem Kösem Sultanım, hem Marie Antionet hem rus çariçesi, istersem de Cleopatra ya da Virginia Wollf olurum. Ya da bu kadın bedeninde binlerce yıllık ruh ve çeşidi taşır, rengarenk oluyorsun böylece...

Diğerlerinden bana ne! Ben yaşadığım kadarını yaşar ve üzerine yaşadıklarımın sağlamasıyla yeni yaşanmışlıkların yoluna çıkarım! Ve ben kesinlikle madde dünyasından uzakta, gereklilik kiplerinden uzakta, sadece para, kariyer ve aşk bunalımlarını çabuk atlatır soluktayım…

- Ben istiyorsam oluyor istediklerim. İstediğim kadar saçmalama hakkına sahibim çok şükür bu yaşların getirdiklerinden bu da. Ama ben istediğim kadar saçmalayabilirim. Bazı durumlarda olumlu olmanın getirilerini zaten bu yaşlarda anlıyorsun. Yirmili yaşlarındaki o savunma, parlama, öfkelenme, saldırma durumların kayboluyor ve ulu manitu kıvamında yaşama ve gençliğe ‘Ah senin yaşlarındayken ben de böyleydim, tepkilerim, beklentilerim, arzularım aynıydı!’ diyebiliyorsun hafifçe gülümseyerek…Tecrübelerin ders verir nitelikten uzakta, paylaşır sıcaklıkta ve anlatıp, anlaşılabilir kıvamda oluyor insanlara…

- Ve kesinlikle aşk bunalımlarından uzakta bir hayatı düşler oluyorsun. Aşk’ın o tutkulu, obsesif, canını yakan, midene krampları sokan, göğsüne bir külçe gibi oturup da çıkartmak için hançerle deşmeye, dağlamaya ve aktive etmeye çalıştığın durum olmadığını görüyorsun. Daha cesur, kendine güvenen, paylaştığından zevk alıp, keyif verdiğin, seni üretiminin doruklarına çıkartacak aşk’ın o sarmal gidiş gelişlerini ancak yine sen istersen bir küçük oyun gibi yaşayıp, istediğin an bitiriyorsun. Ve hiçbir zaman korkak ve bir tren garı, otobüs terminali olmamayı, anne kisvesine bürünmemeyi öğreniyorsun… Bence otuzlar kadınların kişisel, ruhsal ve seksüel gelişiminin doruk zamanları. Ve erkekler için işte yaşanır kadın hazları!

21169
defa okundu
 
<< Önceki Yazı
 ADnet Reklamları
Siz de reklam verin  
24 Mayıs, Perşembe 2012