Yaşam
Magazin
Kültür Sanat
Kariyer
Koleksiyon
Alışveriş
Trend
Dekorasyon
Ayakkabı
Çanta
Aksesuar
Aşk
Cinsellik
Evlilik
Anne Çocuk
Psikoloji
Makyaj
Saç
Cilt Bakımı
Sağlık
Diyet
Egzersiz
Estetik
Burç Yorumları
Rüya Yorumları
2012 Yorumları
Burçlar ve Aşk
Burçlar ve Uyum
Cihan Aydeniz
b'
AŞK
a Şarkılar...
09.06.2011 12:00:08
Nefes alabilmek için yazdım, yaşıyorum
2kadin.com >> Cihan Aydeniz
“Nefes almak gibi gelmiyor içimden, yazı yazmak…
Nefes alabilmek için yazıyorum ben, soluğum kesildiğinde.
Bana güç veren, çok mutlu eden…Yani; nefesimi kesen satırları için;
İclal Aydın’a sonsuz teşekkürlerimle…”
İlk hikâyemi yazdığım günü hiç unutmadım…
Ağlamaktan yorgun düşmüş gözlerimi açmaktan acizdim.
Ellerimin çaresizlikten tir tir titrediği o gece, hep aklımda.
Gözlerimin kâğıdı seçemeyişine, ellerimin kalemi tutamayışına aldırış etmeden, başladım yazmaya… Hiç aklımda yoktu…
“Çok zor günler geçirirken vaktiyle…*” fark etmeden başlamıştım, acılarımı hecelere bölmeye…
İçim, kanaya kanaya o kâğıda damlarken, etim çekiliyor gibi bir acı hissediyordum içimde. Nasıl anlatayım, konuşmak bir kenara; yutkunamıyordum bile…
Bağırmaktan, haykırmaktan, yalvarmaktan çıkmıyordu, bir zamanlar yeri göğü inleten sesim. Ama benim anlatacaklarım vardı ona. Söyleyeceklerim bitmemişti, açıklamam gerekenler vardı daha… Hadi hepsini yuttum, söyleyeceklerimi de unuttum diyelim…
Her zamanki gibi; yanlış anlaşılmıştım bir kere. Yani tam olarak anlatamamıştım kendimi…
En azından “tam olarak öyle demek istememiştim”… diyebilseydim keşke… Hiç değilse, bunu söylemem gerekiyordu. Doğrusunu anlatmaya yetecek vakit vermese de olurdu.
Tamam, bari özür dileyebilseydim…
Tamam, kabul. Sadece yanımda olsa yeterdi, konuşmasam da olurdu.
Ama yoktu, gitmişti…
Aslında hiç olmadığını anladım sonra. Sonra başladım işte…
Tam o gece aldım kalemi elime, o gece başladım söyleyemediğim her şeyin altını çizmeye…
O, gençliğimin en masum sırdaşı: “İçimden nefes almak gibi yazmak geliyordu, yazdım” dediyse de, benim durumum hiç de öyle değildi.
Yazamazdım ben ama susmazdım da. Yazarak değil, derdini konuşarak anlata(maya)nlardım. Saatlerce, günlerce, her defasında anlaşılmak, sevilmek uğruna yorgun düşsem de; bitip tükenmeden, hatta gittikçe daha da fazla yanlış anlaşılarak, dilimin kemiksiz oluşunu hesaba katmayı unutacak kadar hesapsız, kitapsız anlatırdım…
Yazamazdım ve hiç yazamam zannederdim üstelik.
Bir gün konuşacak kimsem kalmayacağını düşünmediğim gibi, düşünmezdim bir kaleme dert yanacağımı. Telefon açıp konuşmak yerine, mesajlaşan insanları anlamayışımla aynı hikâye bir yerde.
Ama oluyormuş…
Kalp kırılınca, seni duyacak kimse kalmayınca, istesen de çıkmıyormuş sesin…
Sen; acı nasıl çekilir öğren diye belki de…
O gün geldiğinde; yanında kimse olmuyormuş.
Ve işte, herkesin seni bir bir terk etmesi gerekiyormuş, kalemin şaha kalkması için. Kalbin ayaklanıyormuş sonra. Ve insan yenileniyormuş yazarken. Anlatırken yenildiği ne varsa hepsini yenebiliyormuş…
Masal gibi geliyor belki ama ben o gece öğrendim; benim yazmam gerekiyormuş!
Hem yazınca hiç bir şey yarım kalmıyormuş. Kalem yorulmuyormuş anlatacakların bitmesiyse.
Kâğıt, senin her kelimeni içine sindirmeden, kapıyı çekip gidemiyormuş, oh ne ala!
Nokta konamıyormuş hiçbir şeye, sen istemiyorsan.
Düşünsene, mutlu sonlar yaratmak sadece parmaklarının ucunda.
Sen güzel dediysen, güzel anılacak, ne anlatıyorsan.
Evet, soru işaretlerinin cevabı alınamıyor belki, ama yazmaya başlayınca, hiçbir cevapla ilgilenmiyormuş insan. Cevap beklemiyormuş hatta. Konuşurken olduğu gibi yorulmuyormuşsun, kendini anlatmaya çalışmaktan. Yanlış anlaşılmayı umursamıyormuşsun…
Kul aktan kulağa anlatılan, anlatıldıkça değişen bir dedikoduya dönüşmesinin imkânsızlığından mı, “Ben yazarım, üstüne de tek kelime etmem!” asaletinden mi, ya da acını kâğıtlarda değil, gözlerinde okumak, gözyaşlarına da tanıklık etmek isteyen; hayatını karartan sanıklara, bu zevki yaşatmamanın verdiği güçten mi? Bilmiyorum ama korkmuyor insan yazdıklarından.
Söylediklerim; ben altını çizersem,
derinleşiyor
.
Noktasını iki fazla tuttuğum doğrular, hep devam edecekler…
Katlanamayıp, bitirmek istediğim ne varsa tek noktamla son buluyor.
Ünlemlerim hala çınlıyor onun kulaklarında, biliyorum!
Devam etmesi muhtemel, mevcut yaralarıma virgüllerle alışmaya çalışıyorum, dokunsalar kanayacak yine biliyorum,,,,
Yazmak güç veriyor yani…
O, iki kişi aynı anda konuşurken arada kaynayan cümlelere yer olmuyor sayfalarda.
Konuşarak asla anlatılamayacak kadar keskin, hiçbir mimikle gizlenemeyecek kadar sahici, hiçbir ses tonuyla ifade edilemeyecek kadar derin olurken yazdıkların; kalbinden başka şahidi olmadığı için, gerçeğin ta kendisi oluveriyormuş bir anda. Sonra, kendine bile itiraf edemediğin ne varsa dökülüyormuş sayfalara…
Yazdıkça tazeleniyormuşum ben de.
Yazdıkça nefes alıyormuşum aslında.
Onun söylediği gibi: nefes almak gibi gelmiyormuş yazmak içimden belki ama;
sadece, yazarken nefes alabiliyormuşum işte.
Benim için, bir nevi hayat mücadelesiydi yani.
Yaşam savaşıydı.
Nefes almak için, durmadan yazıyordum…
Acı çekiyordum…
Yazdım.
Geçti.
Aylar olmuştu elime kâğıt, kalem almayalı ve bu kez, bu gece son buldu sustuklarım.
Ben, sadece acıdan yazarım, böylece acıyla dost olur, gül gibi yaşarım zannediyordum.
Çok değil, sadece birkaç saat öncesine kadar, buna inanıyordum.
Canım acımıştı, bir hikâye yazdım.
Çok canım acıdı, bir kitap yazdım.
Yani, öyle canım acıdı ki; bir daha yazmam sandım.
Canım acımazsa, hiç yazamam sandım.
Çok değil, sadece birkaç saat öncesine kadar, buna inandım.
Sonra, sen geldin.
Hani o, gençliğim en masum sırdaşı, hani ablama soramadıklarımın cevabı, hani kimseye anlatamadıklarım…
Kaygılarımın ümidi, çocuksu telaşlarımın tek şahidi; sen.
Hani o; içinden nefes almak gibi yazı yazmak gelen kadın…
Senin kalemin bana: “Yazacaksın! Daha iyisini yazacaksın! Yazmalısın!” demeseydi, yazmayacaktım…
Canım bir daha acımaz sanacaktım, sen: “Seni çok üzecekler diye kaygılanıyorum” demeseydin…
Öyle sanacaktım, yazmayacaktım işte.
Benim için yazdıklarını okudum. Yanağımda bıraktığı serinliğini unuttuğum yaşlar, süzüldü yine. Hazırda bekliyorlarmış zaten, haklıydın!
Haklısın…
Daha çok acıyacak canım.
Hatırlattın…
Yaralarımı, gözlerimi kaçırarak gizlemeye çalışsam da, aslında biliyordum yeniden kanayacaklarını, tam olarak unutmuş da sayılmazdım yani.
Herkesten köşe bucak sakladığım korkularımı, elinle koymuş gibi buldun ve koydun önüme diyelim.
Ama yine üzüleceğimi hatırlatman da değil, yeniden yazmamın sebebi.
Acıdan geçmeyen şarkılar gibi değilmiş, hikâyeler. Sevincini de yazarmış kalem. Acıdan geçmezse, keyiflenirmiş hikâyeler, asla eksilmezmiş.
Nefes kesildiğinde, ses çıkmadığında, yazarak hayatta kalınır demiştim ya; mutluluktan da nefesi kesilirmiş insanın. Yüzündeki tebessümle uyuyamazmış. Yorgunluktan ölse de, saat sabahın 05:00’ini çoktan geçmiş olsa bile, yazabilirmiş böyle bir yazıyı. Mutluluğun yanağından bıraktığı, o ince sızı kaçırırmış uykusunu işte, ne bileyim… Olurmuş böyle…
Mutluluktan da nefesi kesilir, yaşayabilmek için yazarmış insanlar…
Yazdığı her satırının altını çizerek, içime işlediğim kadın: “Yazacaksın” dediğinde, “Korkma, ben hep senin yanındayım” dediğinde…
Benim de mutluluktan nefesim kesilirmiş!
Ve onun sayesinde hatırladım ki, sustuğum yeter!
Artık, yazı yazma vaktim gelmiş.
Cihan
(Lal bana fiyakalı bir imza atmayı öğretene kadar, sadece ismimi yazacağım
)
4 Haziran 2011-
05:55 / Feneryolu
** İclal Aydın –Servet Kocakaya – “Zor Günler” şarkısının sözlerinden alıntıdır.
http://cihanhatipoglu.com
http://icimdekisarkiyisusturamazsin.com
http://twitter.com/CihanHatipoglu
5401
defa okundu
Tweet
Zamanla eskirmiş insanlar, öyle diyorlar
Gitmek kendine gelmenin en kısa yoludur
Gitmek kendine gelmenin en kısa yoludur Bölüm 2
Nefes alabilmek için yazdım, yaşıyorum
Yüklemi Yok, Öznesi Gizli Bütün Cümlelerimin!
Verilmiş bir söz hükmünü yitirir, sarılıp uyumanın verdiği huzur karşısında!
Yine mi yıl? - Hoşgeldin yeni’den!
İçimdeki Şarkıyı Susturamazsın!
Dokunamam Senin Yalnızlığına!
Şükürler olsun yokluğuna!
Hatırı sayılır bir fincan daha !
Gittiğim yoldan gelmeni diliyorum.
Beni seninle ansınlar istedim... En çok da; beni sen sansınlar!
Benim adım; “Oyun Bozan!”
Yol bitti ve ben gitmeyi öğrendim!
<< Önceki Yazı
Sonraki Yazı >>
AD
net Reklamları
Siz de reklam verin
24 Mayıs, Perşembe 2012
Bergüzar Korel
Kadına Şiddete Hayır!
Ebru Şallı
Ece Gürsel
Yarı Farkında
Hey Sen!!!
Dilek Dallıağ
Mood'lar Arası Kadın
HOŞGELDİN DİYEBİLECEK MİSİNİZ?
Aret Vartanyan
Bin Yüz Bir İnsan
Seks Dediğin
Sevdanur Işık
OkU
`Yo
RuM
& YaZı`YoRuM
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin...
Cengizhan Yeldan
Hayattan Gerçekler
Sağlıklı ilişki ne kadar kolay, yaşamasını bilene!
Çiğdem Sonkurt
Çigdem' İN Gardrobu
Güneşe inat neon renkler!
Cihan Aydeniz
b'
AŞK
a Şarkılar...
Zamanla eskirmiş insanlar, öyle diyorlar
Yasemin Şefik
Anladım Bozukluğu
CÜMLE ALEM AŞIK
Yeşim Coşkun
İllede Muhalefet
Vesikalık
Özlem Öztürk
Macera Kitabım
Hoşgeldin 37!
Hanife İçöz
Yemek Tarifleri
Tarcinli ve Muzlu Kek
Cengiz Altınsoy
Anlatamam Görmen Lazım
Sorular
Pınar Aktaş
Makyaj Sırlarım
Gelinin, telaşlıyım, kararsızım
Burcu Özder
Duygu Yumağı
Bu hikaye "Biz Olabilmek İçin" yazıldı
Yusuf Mahmutoğlu
Hayatla Öpüşmek...
Al-Git!
Alkım Uysal
Sessizce Haykırıyorum
Kim değerini bilmiyor
Banu Akman Şahin
Fesleğen
Öfke ve Başa Çıkma Yolları
Büşra Yılmaz
Med Cezir
İnsanoğlunun Aşk İle İmtihanı
Teoman Kumbaracıbaşı
acaipademler
Doğum, ilk dördün, denge, brunch, son dördün, batım...(1)
Gökçe İSPİ TURAN
Her çocuk zor büyür
Devrim Saltoğlu
Hep Aynı Mı Ne
Hande Mermer
Gelin geleceğinize birlikte ışık tutalım
Işın Karaca
Senden önce, benden sonra ve mucizeler.....
Diş Hekimi Dr. Yener Bardakçı
Diş eksikliği ve implant
Doç.Dr. Bülent Karadağ
Defne Joy Foster’in Ölümü
Yunus Günçe
kafamdaböceklervar
Dondurma olsun, kar yağsın
nursel calap
kadın kadına
bi kitap yazdım!
Burcu Altın
Hatırat
Hükümsüz !!!
Ebru Kılıç
Adı Negatif Etkisi Pozitif
Pelin Öztekin
Takma Kafana
Diş Hekimi Dr. Öykü Durmuşoğlu Kumral
Estetik Diş Hekimliği
Lagerfeld'den Paris-Bizans defilesi
Devekuşu Kabare yeniden sahnede
Şiddete karşı başvuru rehberi
Ön sevişme gereksizmiş
Koç Burcu 15 Ağustos 2011
Sorumlulukların içinde kaybolmayın
İkizler Burcu 3 Aralık 2011
Yorgun ifadeye mahkum değilsiniz
Gotik-romantik düğüne hazır mısınız?
Yay Burcu 19 Aralık 2011