Aret Vartanyan

Aret Vartanyan

Bin Yüz Bir İnsan

Ev dediğin nedir ki?




2kadin.com >> Aret Vartanyan

Gerçekten bir evin var mı?

Gün içinde ne kadar çok şey yapıyoruz, nelerle uğraşıyoruz? Sürekli bir koşuşturmaca, kovalamaca. Toplantılar, hazırlanması bitmesi gerekenler, tahsilatlar, sunumlar, müşteriler, yöneticiler… Hava kararsın, iş bitsin de eve gidelim. Yuvamıza dönelim. Kapımızı kapatıp, kendi dünyamızda olalım.

Gün bittiğinde eve gittiğimde beni bekleyen ne? Çocukken floresan ışığı kabusumdu. Belki de benim için yoksulluğun simgesi olmuştu. Merdivenleri gıcırdayan, sıvaları yer yer döklen eski bir apartman. Çocukluk korkularımdan biri, o evde bir yangın çıkmasıydı. Ne de olsa sokak kapısından girdiğimde apartmanda beni ilk karşılayan birbirine dolanmış kablolarla bezenmiş elektrik sayaçlarıydı. Bir gün alev alır diye korkardım. Evin içindeki eşyalar da son derece mütevazi, işlevseldi. Kafasına vurduğunda görüntüsü düzelen televizyon, aile üyelerinin sayısını tam karşılayan koltuk takımı, merdaneli çamaşır makinesi, su akıttığı için sık sık kullanım dışı kalan eski, perdeli küvet…
Bugün çocukluk anılarıma baktığımda ise gülümsüyorum. Mutlu karelerle dolu. Dökülmekte olan evi anlamlı kılan annemin sarışı, babamın zile basışıydı. Anneanne, dede, hep birlikte ailece oturduğumuz akşam yemekleri, salonun gürültüsünde bir köşede kitabımı okumaya çalışırken sütümü getirip, yanağımı sıkan annem, gecenin bir saati kapıyı çalıp elinde kurabiyelerle gelen komşular… Her gece uyumadan sarıldığım yatalak anneannemin zar zor boynuma koyabildiği öpücükler…

Evi, ev yapan eşyalar değil

Yıllar geçip gitti ve gidiyor. Akşam olduğunda, eve girdiğimde yeni eşyaların, son model televizyonun, konforun bir şey ifade etmediğini öğrendim. Neredeyse evlerde, teknoloji harikası eşyalar birbiriyle konuşur hale geldi. Yüksek fiyatlı olmasa da konforlu evlerle tanıştık. Asansörlü, kaloriferli evler, beşyüz kanallı TV ler,… Hiçbiri evi, ev yapmıyor.
Evde beni bekleyen, yüreğimi ısıtan, yaşadığımı hatırlatan değerler olmadıkça otel ya da ev ne farkeder.Belki seni kucaklayan bir sevgili, bacaklarına yapışan bir çocuk, sevinçten kuyruğunu nasıl sallayacağını şaşıran bir köpek... Seni bekleyen... Seni özleyen... Belki yaşlı bir anne, belki hasta bir yürek... Yaşamını anlamlandıran, dışarıdaki dünyaya kapını kapattığında seni kucaklayan, özelini yaratan...

Unutuyoruz değil mi? Gecenin bir yarısı işten eve dönüp, ya yatağa atlıyoruz, ya da televizyonun karşısında koltuğa gömülüyoruz. Evlerimizde, turist gibi yaşıyoruz. Daha kötüsü, içindeki değerlere de, gereken zamanı, özeni veremiyoruz. Daha lüks bir evde oturabilmek ya da oturamayacaklarımızı da satın alabilmek için, evi ev yapan gerçek değerleri unutuyoruz.

Evi ev yapan duvarlar, içindeki eşyalar değil ki... Evi ev yapan, içinde seni bekleyenler.

13634
defa okundu
Önceki Sonraki
21 Ekim, Cumartesi 2017