Yeşim Coşkun

Yeşim Coşkun

İllede Muhalefet

12.02.2010 11:05:54

En sevdiğin çocuk benim. Çünkü en sevdiğim çocuk sensin!

2kadin.com >> Yeşim Coşkun

Hayatın kasılan ve kısılan soru sancılarını düşündüm durdum. Kendi içimde, kendi dilime düştüm durdum. Tatsız ve keyifsiz değildi bu süreç. Tadın tuzun yerindeydi. Fazlası var, aroma kokuyordun sanki. Ben kendimce çok arazili bir yerden geliyordum. Sen ise benim gözümde bir pistin tam ortasında salına, salına dans eder konumdaydın. Işık tependen vuruyor,omuzlarından sızıyordu.Sen hep güzeldin zaten.Ben benden güzelini teğet geçemiyordum. Hangimiz hangimizden daha fazla yılgındı bu tartışmasız içine giremediğimiz bir konuydu. Sorularıma cevap alamadığım her süre elimden tutup bir yerlere çektin beni. Güzel bir yerlere yani. Uçsuz bucaksız bir yerlere. Soruların olmadığı, hayatın kesin cevaplar sunduğu bir yerlere. İçimin sesinin olmadığı, dış sesi yoğun duyabildiğim yerlere…

-Sevdin mi burayı?

Ben yüksek kahkahalar atmayı severdim, sen etrafı kolaçan edip kimi rahatsız edebileceğimi yoklardın. Bu başta beni sinir ederdi ama, sonra şekil değiştirdim. Güven duyman lazımdı. Çevreme, olabileceklere, ihtimalleri şansa bırakamazdık. Bilirdin ben kolay güler, kolay ağlardım. Bir cümle içinde iki ayrı özelliğimden ben sana ne kadar bahsetsem de, hep sulu gözlüydüm. Kimine ve nicelerine göre. Öyle değildi aslında. Ben kırgınlıklarımı ve hayatı çok ciddiye alıyordum. Sen kemerimi gevşetmeye çalışsan sorun üstüne sorun çıkarıyordum. Çünkü ben tipik panik ataktım. Ben itirazcıydım çoğu zaman, sen razı. Ben jenga da ceza vermeyi severdim, ama sen itiraz etmeyi. Gerçek oyunlarda ancak elbise değiştiriyordu ilişkimiz. Ben sıkış sıkış kalabalıklara alışıktım. İğne düşmez bile dedikleri yerlerde o iğneyi bulup millete batırmayı. Sende buna gelemezdin. Halbuki benim kalkanım sadece bir iğneydi. Üstümüze gelenleri korkutmam bile çocukçaydı. Senin yumruğun elinde, vuracağın çenelerde iğne espirisinin sempatikliğine inanmayan yüzlerdeydi.

-Bunları fark ettin. Sevdin mi beni?

Ben senin ardında ne zeytin dalları yetiştirdim. Vazonda ki zeytin dalına bir an da nasıl çözümler bularak hayat verdim de, güldürdüm seni. Manyak manyak dans ederken, aslında dans edenlere taş çıkarabileceğimi gördün mü? Bir kadeh içki diye nitelendirdiğim zamanlarda beni nasıl toparlayacağının endişesine gerçekten düştün mü? Ben niye ağladım? Cevapları buldun mu? Neol babanın olmadığına, sadece benim noel kız olduğuna inandın mı? Noel kız hediye götürecek dediğimde, aslında eline hiçbir şey geçmediğinde, noel baba yoksa noel kız da yok bunun farkına kısa yoldan vardın mı? Dünya sana nasıl dar oluyor? Adımın baş harfinden yola çıkarak sözlük karıştırdın mı? Piyangodan mı çıktım? Yoksa amortiden mi karar verdin mi?

-Yine güldürdüm mü seni?

En zor sorularımızın bunlar olduğunu biliyorum ben zaten. Zor buysa basitlik namına ne yaşadık bilmiyorum. Hayat zaten ne yaparsan yap zor. Bizim yaptıklarımızla bizim hayatımız zor değil. Buna cidden inandım!

Hayatı basamak,basamak değil de hoplaya zıplaya çıktığın zamanlar yaşıyorsun sayemde. Belki de kavgalarımdan kaçmaktan. Belki de mutlusun benimle. Belki de kaçırdığımız o taksiye yetişmek için. Belki de sen bana, ben sana daha çok ulaşmak için. Şimdi hikayelerimizi toplayıp tek cümlede farkı bildirsem, üstüne bir de espiri yapsam, deli gibi olduğum yerde dönsem,’’dur! dur!’’ demesen. İlmeklerini kaçırarak örmeye çalıştığım yeni atkını önce senin boynuna dolasam, dar ağacının efendilerine karşı iki hareket çeksem ve şöyle desem; Heyytt beeeee!!!

Senin ormanının Zeynası bitiversem bir an da. Aslan görünümü verdiğin kediler olsa. Kartal olmasa, minik kuşlarla süslesen çerçevemi. Yılanlar da olmasın. Korkarım yani. Yılan görünümü veren iki üç parça bir şey serpiştir. Gülme ama, aklıma mezura geldi. Sonra üç, beş animatör çağırsan. Biri ayı olsun, diğerlerini sen seç. Sen de şakacıktan ama gerçek Herkül olsan. Kim üstüne gelse, üstüne gitsem. Çok güçlüymüşüm gibi peşlerinden koşup, taşa takılıp ya düştüysem? Kaldırsana diye sana seslensem. Yine seslensem. İnadına seslensem. Başka sesleneceğim biri olmadığından değil, o birinin sesimin notalarını ezbere aldığı zihniyetinden…

‘’Yine abarttın be güzelim ‘’ desen bile, elime bir sonuç geçmese de, ‘’aslında istediklerime’’ harcadığım enerji tasarrufunu yine görsen. Aslında sen yine hep çabalarımla beni taktir etsen. Yine ben, o malum ben, yapsa yine yapacağını. Beni sen değil, kendimi ben alkışlasam. Anlamsızca yüzüme baksan, ve anlamsızca uzun uzun gülsek. Ben portakal sevmem, ama taze sıkılmış portakal suyuna hayır diyemem bilirsin. Portakalı soysam sonra baş ucuma koysam . Bunu her yapanlar için ‘’yalan duymaktan sıkılanlar’’ için, bir değişiklik yapsam, bir gerçek bulsam. Şöyle de bir efekt katsam ‘’ fişşşşttttt’’ diye. Senin şimdi gülümsemen lazım. Pat diye şiir de yazarım.

Portakalı soydum. Başucuma koydum. Ben bir gerçek buldum.
Duma duma dum. Hayır kırmızı mum!

Mum ışığı var aramızda. Bir dev aynasının yamacında.
İtiraflardan sakınmadım. İçim ağzıma doldu.
Sadece paylaştım.

Doğru gerçek, gerçek yalan hayat için fark eder.
Kendi dünyalarında mutlu olanlar, çocuk ruhlarını severler.
Büyütmezler…
Çünkü büyüdüklerinde yalanı öğrenirler.

-Sonuç dediğin nedir peki?

Senin çocuğun benim çocuğumun şefkatine tutundu çocuk odasına gidiyor. Benim çocuğum ise, senin çocuğunun sadakatine yaslandı ‘’eskimeyecek ‘’ elbiseler dikiyor...


Bu ve diğer yazıların tüm hakları Yeşim COŞKUN'a aittir. İzinsiz kullanılamaz.

9332
defa okundu
 
<< Önceki Yazı Sonraki Yazı >>
 ADnet Reklamları
Siz de reklam verin  
24 Mayıs, Perşembe 2012