Yunus Günçe

Yunus Günçe

kafamdaböceklervar

27.12.2010 11:24:15

Dizi İşi

2kadin.com >> Yunus Günçe

Büyük tuvaletini yaparken tuvalette kitap okuyan insanlar var. PSP'de oyun bitirenler, level atlayanlar var. Üniversitede tuvalette çay demleyen bir arkadaşım vardı. Dikkat et bak, çay demleyen diyorum. Demlenmiş çayı alıp içen demiyorum. Piknik tüpü, demlik, demlik içinde demlenmeyi arzulayan çay ile girerdi 100 numaraya bu arkadaşım.
Suyu nereden alırdı bilemiyorum.
Şimdi önemli bir iletişim şirketinde üst düzey yönetici.
Çayı nereden alıyor bilmiyorum.
Kıskanırım bu adamları ben. İnsanın her gün kendine böylesi bir vakit ayırması, ayırmaya mecbur kalması, doğanın bu görmezden gelinemez çağrısının bir anda günümüzün en geçerli hediyelerinden birine, boş zamana dönüşmesi kıskandırır beni.
Yerli yapım dizileri izleyenlere de benzer bir kıskançlık besliyorum. Besliyorum ama ev sahibi bilmiyor. Çünkü evde kıskançlık beslemek yasak.
Ben izlemiyorum yerli dizi. Hiç birini izlemiyorum. Kendi oynadıklarımı izlerdim bir tek. Tekrarlarına da bakıyorum hala. Eskiden izlerdim. Bizimkiler, süper Baba, Perihan Abla...O zamanlar McGyver, Matlock, Kara Şimşek, A Takımı da izlerdim ama. Bizim bakkal da izlerdi. Çok meşgul bir adam olduğumdan, entellektüel birikimim beni engellediğinden değil bu yerli dizi izlememe durumum. Ben o esnada, o uzun zamanda başka işler yapmayı tercih ediyorum. Çim biçiyorum. Köpek var, köpekle oynuyorum. Bir NBA maçı izliyorum. Bir futbol maçı izliyorum. DVD'de bir film izliyorum. Köpek var, köpekle oynuyorum. Bir NBA maçı izliyorum. Atlıyorum, Ankara'ya gidiyorum.
Elbette benim de uyumak, yemek yemek, çiftleşmek, dizi izlemek gibi temel ihtiyaçlarım var. İnsanım ben de!
Lakin ben bir doz yerli dizi alacağıma, 3 bölüm yabancı dizi izliyorum. Hatta eğer tercihim yabancı sit-com olursa bu sayı kimi zaman 7'ye dahi çıkabiliyor. Hal böyle olunca benim tercihim ecnebi yapımlar oluyor.
Ne acıdır ki, yerli yapım diziler çok uzun. Gerek de yok bu kadar uzun olmalarına zira hikayeler çoğunlukla o kadar da kuvvetli olmuyor. Kuvvetli hikayeler zaman ister bazen, sen de zaten boyun eğer, verirsin o zamanı seve seve o kuvvetli hikayeye.
140 dakika dizi olmaz. 102 sayfa dizi senaryosu olmaz. 6 gün, günde ortalama 18 saat mesai olmaz.
Peki yabancılar, yabancı meslektaşlarımız bu işi nasıl beceriyor? Friends bir bölümde, toplamda 22 dakikada, 3 ayrı hikayeyi nasıl anlatıyor? House nasıl oluyor da 42 dakikada bizi hipnotize ediyor? Bunları kim yapıyor, kim yazıyor, kim oynuyor, kim izliyor? Piramitleri yapanlar mı? Büyücü mü bunlar? Bizden farkları ne? Üstelik 7 saat de gerideler bizden.
"Amaaaan, ne önemi var canım? Biz uzun seviyoruz. Siz Karışmayın. Öyle, yaya yaya, sindire sindire dizi izlemek istiyoruz. Vaktimiz çok bizim!"
Bu da bir görüş tabi. Baskın görüş bile olabilir. Bu da pek çok görüş tabi.
Peki ne olur diziler kısalırsa? Ömrümüz artar mı? Tenceremiz kaynar mı? Boyumuz uzar mı?
Hikayeler büyür, diziler kısalırsa. Kelimeler güçlenir. Zaman az olduğu için,az ama yeterli, anlatılmak istenilen şeyler sıkıştırılır. Sıkı şeyler kuvvetli olur. Kısa zamanda,çok geniş kitlelere, çok sıkı bir şeyleri anlatmak için donanımlı olmak gerekir. Bu görev de gerçek, iyi oyunculara verilir. Bakarsın taksici bile okullu olur o zaman. Dublaj biter! Kendi sesiyle oynamayan, oyuncu da değildir çünkü.
Senaryolar incelir ama içleri kalınlaşır. Yazanların ne yazdığı sorgulanır. Kimin ne çektiği, nasıl çektiği tartışılır. Rekabet kızışır. Yarış büyür. Yarışan herkes mutlaka kazanır.
İyi olur iyi. Bir değişiklik olur.
İnsanlar, insan gibi çalışır
İnsanlar daha güzel şeyler izler.
Valla bak !
En iyisi ben de uzatmayayım !

4195
defa okundu
 
<< Önceki Yazı Sonraki Yazı >>
 ADnet Reklamları
Siz de reklam verin  
23 Mayıs, Çarşamba 2012