|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ey habersiz gelen aşk! Şu an ne kadar da isterdim gözlerine bakıp uykuya dalmayı… Sen televizyon izleyip uykuya dalmaya çalışırken, ben çoktan uykuya dalmış olurdum. Ve gece, beni habersizce uyandırıp severdin, uzun uzun… Hiç kızamazdım beni uyandırmana, sana daha çok sarılır, seni daha çok severdim…Çünkü bilirdim, nasıl olsa bir gün beni uyandıramayacak… Benim yerimde, ben olamayacağım… Sonlar hep aynı işte, hep… Hüsran… Ne kadar isterdim, sevişirken, mutluluk göz yaşlarımı bedenine akıtıp, ‘ son ol hayatımda! ’ diye haykırıp, seni şaşırtmayı… Senin ise, ‘son olacaksın, kadınım! ’ deyişini duymayı, ne kadar isterdim… Son bir kez… Son bir kez daha gözlerine bakıp, ‘seni sevdim ben be adam…’ demeyi, ne kadar isterdim… Bu kadar kısa zamanda, bana sevmeyi öğretip, ‘gözlerimden kalbime inmeyi başardın be adam, helal olsun sana! ’ , diyebilmeyi ne kadar çok isterdim… Son bir kez daha… O çok sevdiğim kokunu içime çekmeyi ne kadar isterdim… Bilemezsin, tahmin bile edemezsin… Bana ait olmayan, yabancısı olduğum bir evde, ‘biz’ yerine ‘hiç’ olduğumuz yerde, senin eşofmanların benim üstümde, elinde içkin, benim elimde o çok sevdiğim elma çayım ( hani yasaklamıştın ya evde bana çay içmeyi, olsun, yine de önümde dursun… Senden bu satırlara hatıra olsun... Son kez… ), beraberce koltuğumuza gömülmeyi, elimizdekileri yudumlamayı, o çok sevdiğimiz şarkıları dinlemeyi, öyle çok isterdim ki… Ama sen en fazla beş dakika otururdun yanımda, hiç oturamaz, için içine sığamazdı… Nedenini hiç bilemedim… Sorardım, söylemezdin… Hep ayakta, hep hareketli, hep düşünceliydin, kalbinde var olmaya başlayan beni, kovmaya çalışıyordun belki de… Hareketliliğin ondan mıydı acaba? Kovabildin mi kalbinden beni, hayatıma habersiz gelen adam? Benden bu kadar çabuk vazgeçe bildin mi? Ben daha vazgeçemedim ki senden… Vazgeçemem ki… Biliyorum, sen de bil istedim… Bu satırlar ondan, ama zararsızdır duygularım, beni bilirsin… Güçlüyümdür ben, beni tanırsın… Severim seni ben, bilirsin, sen olmasan da… Gitsen de acın yaşar içimde, uzunca bir süre… Ben de seni her an hisseder, hatırlarım… Kovamam acımı içimden, seni kovmak istemem kalbimden… Çünkü acılarımdır bana güç veren… Seneler önce kazımadım mı bedenime, ‘beni öldürmeyen acı güçlendirir ’ diye, hala ölmedim ben be adam… Sen de öldüremedin beni, yazık… Nefes alamam ki şimdi ben, sancılarıma yenilerini eklerken… Ama yine de severim seni ben, bu kadar kısa zamanda hissettiğim bu yoğun duygulara rağmen… Severim, habersiz gelişini, habersizce içime girişini… Acı verişini, beni umursar gibi bakışını, ama umursamaz tavrını… Her şeyini ve hiçbir şeyini severim… Arkana bakmadan gidişini… Beni hiç edişini… Bir özrü çok görüşünü, hem suçlu hem güçlü duruşunu, yakınlığını, uzaklığını, varlığını, yokluğunu, sevgini, sevgisizliğini, kendimi küçücük, değerli bir ‘kız çocuğu’ gibi hissettirip, o kız çocuğunun, gözünün yaşına bile bakmadan, kalbini kırıp gidişini yine de severim… Ben seni çok severim ama senin haberin olmaz be adam…
İşte ben buyum, böyleyim, ey habersiz gelen adam!… Bak kısa zaman da olsa, çok şey öğretmişsin bana, ama ne yazık ki, harcandı güzelim duygular, sevmeler, sevişmeler… Bir tokat da sen attın... Ama kader… Kader işte… Olmayınca olmuyor… Yalnızlık ömür boyu mu bilemem ama, habersiz gelen aşk, bir bakmışım ki habersizce, usulca gitmiş… Bir hikaye daha, başlamadan bitmiş… Aşk kalbimi kanatıp, gitmiş… Gidebilmiş… Usulca ve habersiz…
Bu yazının Tüm hakları ECE GÜRSEL’E ait olup, izinsiz kullanılamaz.
|
|
Bu yazı 4793 kez okunmuş
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bazı anlar vardı ki, insanlar susmalıdır, ne kadar çok söyleyecek sözü de olsa susarak çok daha fazlasını anlatır öyle zamanlarda. Ama sen beni bilirsin be kadın, ben o anlarda hep konuşurum, son sözü ilk anda söylerim. Bir türlü de büyüyemem adam olamam, size uyamam. Tıpkı şu an gibi... Evet hep kıpır kıpırdım, hep düşünceli hep tedirgindim ama seni kovmak için miydi, HAYIR. Belki çok geç ama bilmeyi hak ediyorsun. Hepsi bir gün gelip gideceğini bildiğim içindi. O çok sevdiğin hayatın seni benden alacağını bildiğim içindi. Aklımda bazen seni nasıl tutabileceğim, bazen de tutamazsam sana nasıl tutunacağım vardı. Olmadı, ikisini de beceremedim. Bilmiyorum belki artık her şey için çok ama çok geç, belki de değil. Inan bilmiyorum be kadın. Ne olursa olsun satırların hala düzeltilmesi gereken yerlerle dolu. Hatırlar mısın, her yazını yazdığında beni arar oku derdin, oku nasıl olmuş ? Ben de hep bir yerlerini beğenmez sana söylerdim. Sen de kızar ama belli etmemeye çalışırdın. Bak o bile değişmedi, hala okuyorum, hala düzeltiyorum, hala kızıyorsun... Inkar etme, şu an bile öfkeli yüzünü de görebiliyorum, yeşil gözlerinde neyi düzelteceğime dair merakını da. Öncelikle ben çekip gitmedim, hele hele usulca hiç gitmedim. Bilirsin sessizlik bana göre değildir. Ikincisi sana bir tokat da ben atmadım, on ay boyunca sana atılan tokatların acısı benden çıksa da. Ve en önemlisi de o dünyalara bedel küçük kız çocuğunu ben üzmedim. O küçük kıza söyle, hesap sormak istediğinde önce aynaya bakmalı, sonra da parlak ışıkların geldiği yönlere. Bana gelince sana söylediğim gibi hayatım boyunca tek değer yargım oldu. Sabahları aynaya bakabilmek, utanmadan bakabilmek. Yanlışlarla dolu şu kısacık hayatımda tek dostum vicdanım oldu. Onu da kaybetmeden yaşamak istedim ve istiyorum. Ben hala bakabiliyorum... Ya sen bakabiliyor musun be kadın ? Ama ne olursa olsun bir gün o küçük kız çocuğu özgür kalacak ve ikimiz de özgür kaldığında nereye gideceğini biliyoruz... O zamana kadar hoşçakal, sevgiyle kal, mutlu kal...
|
|
|
|
|
| 1 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|