Gökçe İSPİ TURAN

Gökçe İSPİ TURAN


18.02.2010 09:24:22

Bir Kadın, İki Adam

2kadin.com >> Gökçe İSPİ TURAN

“Gerçekleri” değil “gölgeleri” seyrettikleri için...

İnsan vücudunun ne kadar “yalan”, dünya zamanının ne kadar “kısa” olduğuna dair bir acayip deneyim yaşıyorum. Ölüm bizden hep uzak sanırız ya, ne kadar “ölümlü” olduğumuza dair bir acayip idrak halindeyim. 7.5 ayına girmiş olduğum ama yine de bir türlü tam olarak neler olup bittiğini idrak edemediğimi düşündüğüm, her gün aynada kendime “Bu gerçekten ben miyim?” diye sorduğum bir garip deneyim bu hamilelik denen şey. İçimde benden bağımsız bir başka ruh şekilleniyor. Ne æC@¥ip!..

Hayatıma ilk defa aynı anda ikinci bir adamı kabul etmeye hazırlandığım; kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş koşmak zorunda kaldığım bir maraton. Çizgiyi geçince göreceğiz neler olup bittiğini, çünkü asıl hayat meğer o zaman başlıyormuş...

“Benjamin Button’un Tuhaf Öyküsü”ndeki gibi hayatın tersine işlediği hissine kapılıyormuş meğer insan böyle bir deneyim yaşarken. Önce yaşlandığını hissediyor insan bir anda, olgunlaştığını.... Sonra zaman geçtikçe, hayatına girecek bu kocaman değişiklikle birlikte; çocukluğunda kaçırdıklarını onunla birlikte tekrar yaşayabileceği hissine kapılıyor. Onun da bizim kaçırdıklarımızı kaçırmaması için elinden ne gelirse yapmak istiyor. Tehlikeli bir sınır bu aslında. Çünkü eminim ki onun, bir oyun arkadaşına olduğu kadar, hiyerarşik kurallar koyan bir anne figürüne de ihtiyacı var.

Kendisiyle daha karşılaşmadığım için, doğumun akabinde gelişeceklere dair bir fikrim yok. “Öngörü” denen şeylerin de gerçek olmadığını henüz doğmamış oğlum sayesinde öğrendim çünkü. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalıştığımız bu üç günlük simülasyon içinde, içinde yaşadığımız yalancı bedenler aracılığıyla ne denli büyük bir deneyimi gözden kaçırıp har vurup harman savurduğumuzu da... İster Avatar suretlerinden biri gibi hissedin kendinizi, bir başka dünyadan bu dünyaya biyolojik bir beden aracılığı ile gökten düştüğünüzü... İster Matrix’te keşfettiğiniz kodlar dünyası sayesinde Platon’un “idea”lar dünyasının kapılarını ardına kadar açtığınızı.

Platon’un o ünlü mağara alegorisinde, hayatının başından beri doğduğu mağaradan dışarı çıkmamış olduğu farz edilen “mahkumlar” mevcuttu hatırlarsanız...

Ellerinden ve ayaklarından bağlanmış olan bu mahkumlar, mağarada yanan ateşin yarattığı yapay ışığın önünden geçen her şeyin mağara duvarına yansıyan gölgesiyle yetinmek zorunda kaldıkları için, yani “gerçekleri” değil gölgeleri seyrettikleri için, şahit oldukları bu durumu mutlak gerçeklik zannediyorlardı.

Henüz doğmamış oğlum Tunç, sırtımı mağaranın güneş gelen yüzüne çevirdiğinde anladım hayatta hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını. Peşine takıldığım “küçük beyaz tavşanın” beni içine düşürdürdüğü delikten, karşıma daha önce hiç görmediğim yolların, hatta dünyaların çıkacağını.

En sevdiğim filmin, en sevdiğim diyalogları çınladı yine kulaklarımda.

Bu sefer öznesi bendim.

Benim güzel oğlum, sayende “Gerçek dünyaya hoş geldim.”

Gökçe İSPİ TURAN
Sinema Yazarı

http://gokceispituran.com/

http://twitter.com/gokceispituran

3521
defa okundu
 
<< Önceki Yazı Sonraki Yazı >>
 ADnet Reklamları
Siz de reklam verin  
23 Mayıs, Çarşamba 2012