Yeşim Coşkun

Yeşim Coşkun

İllede Muhalefet

16.01.2009 22:30:43

Beni yalnız bırakmalı...

2kadin.com >> Yeşim Coşkun

Uzun zamanlardır bu şekil karşılamamıştım İstanbul'u. Yani uzun zamanlardan beri yine ilk kez tenhaydı İstanbul.
Böylesini ben sanıyor da olabilirim. Yani tenha olan benim belki de...
Arada bu sessizliği bozacak insanlarla yüz yüze geldim. Haddini bilmez tiplemeler! Şikayetçi değildim. Gardımı sağlamdı.

Beni yalnız bırakmalıydık...

Kulağımda kulaklık, ellerim cebimde taşları sayarak yürüyorum... Biri var yanımda hiç tanımıyorum. ''Git'' dedim, gitmiyor...
Konuşuyor, el kol hareketlerini kontrol etmeden hemde. Bir ara durdum, şapkamı çıkarttım, hala bir şeyler anlatmakla ısrarcı halinin bitmesini, ve sadece yüzüme bakmasını bekledim.
Oldu nihayetinde!
Saçlarımı çektim yüzümden. Kulaklarımı gösterdim.

''Kulaklıklar var, müzik var, başka bir şey yok... Seni duymuyorum! Anlıyor musun? Seni duymuyorum. Beni yalnız bırak...''

Evet, beni yalnız bırakmalıydık.

Taksim'de uğramadan edemediğim yerlerden bir tanesidir. Terkos çıkmazı.
Bir şapka, bir yelek, bir mont o soğuk duruşlu İstanbul havasının, soğuk esnaflarından alınan, bir alış verişin getirdikleriydi.
Tam köşeyi döndüm. Bir kadın gördüm. Üzgünüm, şaşkınım, artık benimde ifadelerim buz kesiği.
Altında bir tayt , belinde ucuzdan bir penye bağlı, üzerinde hiç bir şey yok. Sarkık göğüsleri dışarıda, ağlak, ve dağınık saçları.
Yanımdan geçtiğinde arkamı dönmeden edemedim. Sırtında bir süre şiddet izleri. Kabuk bağlamış, bazıları ise kanamaya başlamış...
Hangi dükkanın başında bir çalışan görse, ağzından dökülen cümleyi tahmin etmemek hiç zor değil.

''Üşüyorum. Bana giyecek bir şeyler verin...''

İçimden gelende buydu zaten. Poşetimi açmak ve ne aldığımı bir kez daha kontrol etmek.
Yanında hızla geçtim. Kalın sıcak tutan bir şeyler aradım o kargaşada. Aldım.
O'nun mekanı terk etmesini bekledim ve peşinden sürüklendim. Durdurdum, poşeti ona uzattım. Birbirine çarpan dişlerini fark ettiğim an, kendimi ifade edip, o poşeti uzatmak adına
söylemem gereken bir şeyler elbet olacaktı. Ama kötü olmuştum. Konuşamazdım ki...
Uzattım ve onu açıkçası dinlemek istemeden, kaçarcasına uzaklaştım yanından.
Durmamalıydım!

Evet, beni yalnız bırakmalıydık...

Mandabatmaz'ı çok seviyorum. Ne zaman oranın o şahane kahvesini yudumlamaya gitsem, o ara sokak bana hep bir yerde yığılma hissi verecektir.
Biri içimden seslenir durur;
''Pardon! Bilinçsiz bir şekilde ölebilir miyim şuracıkta...''

Bana göre Beyoğlu'nun o muazzam sokak arasına , binlerce mevsimin peş peşe uğradığı olası. Ben bunu ruhla fark ediyorum, orası da ayrı.
Hangi mevsimi canım çekiyorsa o zaman gidiyorum bende zaten oraya.

Evet, beni yalnız bırakmalı, mevsim kış...

İki kelime daha etsem yaşlı amcalarla olmaz mıydı? Bana beni sorduklarında, hayattan konuştuğumuzda, bu kelimeleri kısmak artık niye?
Korsan hikayeler...
Zoraki gülüşler.
Dinlemiş gibi yapıyorken, yüzündeki kırışıkları uzun uzun incelemek. Aniden sustuğunda, senden cevap beklenmek...
Dinlemediğin için, kaçırdığın tüm yerler için gülüp geçmek..
Konuyu değiştirmek...

''Bir fincan kahvenin sahiden, kırk yıl hatırı var mıdır amca? ''

-Teşekkürler.
-Bir kaç fısıldamanız kalmışsa da aklımda...
-Elleriniz üşümüş.
-Keşke sobada ısıtabilseniz ellerinizi...

İstanbul'un bu tenhalığı belli ki, tenha öyküler getiriyor nicelerine.
Ama hala vazgeçmedim!
Yalnız bırakmalı beni...
Kabuslarım İstanbul'a emanet...

Bu ve diğer yazıların tüm hakları Yeşim COŞKUN'a aittir. İzinsiz kullanılamaz...

2715
defa okundu
 
<< Önceki Yazı Sonraki Yazı >>
 ADnet Reklamları
Siz de reklam verin  
23 Mayıs, Çarşamba 2012