Çisel Onat

Çisel Onat


ANNE OLMADAN ANLAYAMAZSIN DEDİLER, ANLADIM




2kadin.com >> Çisel Onat

Kadın kadın gibi olmalıdır derler. Kadını insandan ayırarak belki de… Kimbilir yücelttiklerinden bazıları, bazıları da küçümsediklerinden. Ben insan insan gibi olsun derim hep. Erkekmiş kadınmış her nasıl hissediyorsa… İlahlaştırmadan ya da yerin dibine sokmadan. Öyle uçlarla işim olmaz bu konuda. İnsanlıktan ve en çok insan haklarından yanayımdır her zaman. Çocuklar mesela… Onlar da anne babası gibi değil kendi gibi olmalıdır! Birazdan yazacaklarım da bundandır ve yazacaklarımdan sonra benden nefret edebilir, bana hakaretler yağdırabilirsiniz. Bilirsiniz yazdığım her şeyin bedelini göze alırım. Anlaşılamamaya da hazırım.

Çocuk…

Çocuk gibi olmalıdır. Küçük yaşta büyük yüklerin altında ezilip bükülmemelidir. Hep bir laf geçer anne olmuşların henüz anne olmamışlar ve belki de anne olmayı hiç düşünmeyenlere söylediği; “anne olmadan anlayamazsın!” Hayatım boyunca boğuştuğum cümlelerden biridir. Anlayamadığım anne olmak değil, anne olmayı neden anne olmadan anlayamayacağımın düşünülüyor olmasıdır. Benim için dünyanın en muhteşem annesine sahibim. Sizin için de sizin anneleriniz öyledir elbette…

Ama…

Bugünün dünyasında etrafıma baktığımda çocuk sahibi olmanın bir kariyer gibi algılandığını görüyorum hep. Herkes birbirininkinden daha güzel, daha sağlıklı, daha iyi bir çocuk dünyaya getirme derdinde sanki… Bir yarış gibi… Anne olmanın modalaştığı bir dünyada çoğunuzun içinde yaşarken göremediği şeyleri uzaktan ve ‘anne olmadan anlıyorum, görüyorum.’
Diyeceksiniz ki hadi oradan, sen ne anlarsın. Uzun zamandır biriktirdiklerimi yazmak istedim ben de bu yüzden. Okuyanlara saygıyla…
Bir adam sevip onunla evleniyorsunuz. Evliliğe olan o değişmeyen geleneksel bakış açınızı bir kenara bırakıyorum, onun kıyısından bile geçmeden, sığda boğulmadan üreme evresine geliyorum. Bir süre sonra ikili yalnızlığınıza bir ‘heyecan’ katmak için bir çocuk dünyaya getiriyorsunuz. Kabul. Çoğu insanın kendini eğlendiremediği bir dünyada bir de üstüne iki kişilik can sıkıntısı katlanılır gibi değil muhakkak. Hamile kaldığınız andan itibaren dünyanın en merkezinde çekirdek misali kendinizden geçiyorsunuz. Soy devamlılığının doğanın her noktasında ve her canlısında var olduğunu bilmiyormuşçasına insani egolarınızın kontrolünü kaybediyorsunuz. Bu evreyi anlayabiliyorum. Bu bir heyecan, umut, hormon çılgınlığı, sevdiğin biriyle hayata bırakabileceğin en güzel şeyin bir canın içinde hayat bulması falan filan… Peki, bunu anlıyorum.
Hormonlarınız değişiyor, kuduruyor, en sevdiğiniz şeyden nefret ediyor, en sevmediğiniz şeyi bir anda delicesine isterken buluyorsunuz kendinizi. Bazen eşiniz size dokunmasın istiyor, bazen üstünden inmek istemiyorsunuz. Bazen anlamsızca ağlıyor bazen de anlamsızca gülüyorsunuz. Kimi zaman sinirleriniz ışık yılı uzaklara kadar sıçrıyor bazen de pamuk gibi oluyorsunuz. Mide bulantıları, ağrılar, uykusuz geceler vs. hepsi o hormonlarımızın eseri elbet… Öğretilmiş hamilelik kaprisleriniz dışında tabii… Peki, bunu da anlıyorum.

BabyShower

Bir babyshower vakası giriyor araya. Çocuğunuza aldıklarınızı sıra sıra dizip, gelin olmadan önce çeyizinizi görmeye gelen teyzelere sunar gibi en azılı kız arkadaşlarınıza, görümcenize, kayınvalidenize, komşularınıza sunum yapıyorsunuz. İşte ben buradan sonrasında sorunluyum. Amacınızın mutluluk paylaşmak olduğunu düşünmek isteyerek bu başlığı uzatmıyorum ama yine modaya uyuyor ve neye hizmet ettiğinden bile pek haberinizin olduğunu sanmadığın bir organizasyonun yorulanı oluyorsunuz. Peki, bunu da anlıyorum.

Sonra…

Çocuğunuz doğuyor. Her gün kefir mayası gibi durmadan ve hızla büyüyen bir bebek için delirmişçesine alışveriş yapıp önünüze geleni alıyor ve genelde diğer arkadaşlarınızın bebeklerinde olmayanları bulup almak için kendinizi delirmişçesine dükkânlara atıyorsunuz. Bir ay sonra üzerine olmayacağını bildiğiniz onlarca şeyi alıp eve ziyarete gelenlere “işte bebeğimin stili” podyumunuzu gösteriyorsunuz. Çocukken Barbie bebeklerimize giydirdiğimiz yüzlerce kıyafeti şimdi canlı bir varlık üzerinde deniyorsunuz. Keşke bir kumbaranız olsa… Hadi bunu da anlıyorum.

Sonra…

Teknoloji sağolsun, doğduğu andan itibaren çıldırmışçasına fotoğraf çekip bir de daha dünyanın varlığından haberdar olmayan çocuklarınız için ‘sosyal medya’ sayfaları açıp her anlarını sergiliyorsunuz. Ne var bunda değil mi? Benimki de bok yemek artık… Öyle değil işte. Ağlarken çekilen bir fotoğrafımı reklam ajansı 1981 yılında uçuk bir fiyata kullanmak isteyince babaannem “ileride bir gün bana bunun hesabını sorabilir bir gün büyüyecek ve neden yaptın diyebilir” diyerek reddetmiş mesela. Ne mi alaka? Çocuğunuz doğduğu andan itibaren bir bireydir artık. Ağlayışından, uyuma şekline kadar her şeyi karakteridir. Bir gün bebeğinin kakasını paylaşan birinin de olabileceği düşüncesiyle yaşıyorum. Belki de olmuştur bilemiyorum. Evet, çağ değişti. Teknoloji gelişti. Olanaklar sınırsız. Paylaşım parasız, peki ama neden? Kendini onaylatmak hissidir sosyal medyanın bugün bize yaşattığı… Herkes beni beğensin, beni onaylasın, beni arzulasın halidir. Sen bu yaşında istediğini yapabilirsin ama anne ya da baba olman bunu çocuğuna da yapabileceğin anlamına gelmez ki… Çocuğunuzun güzelliğini, şıklığını, yaşadığı yüksek standartları etrafınızdaki yetişkinlere onaylatma ve beğendirme hissi nedendir ki ben çocuklara tapan biri olarak her birini görünce “maşallah”ı eksik etmeden dudağımı ısırarak seviyorum ama bu yapılanın hastalıklı bir hal almaya başladığını da görmezden gelemiyorum. Eyvallah, bunu da anlıyorum.
Sonra ve asıl gelmek istediğim nokta…

Çocuğunuzun okul yaşı geliyor. Her anne baba ister ki çocuğu dünyanın en iyi okulunda en iyi eğitimi alsın. Çabalarınızı takdir ediyorum. Ancak, çocuklarınızı iyi bir geleceğe hazırlamıyorsunuz çoğunuz. Onları YARIŞTIRIYORSUNUZ! Hiçbir hakkınız olmadan üstelik! Onların birer birey olduklarını, doğanın olağan şekliyle dünyaya geldiklerini, insan olarak doğurmanın dünyadaki tüm canlılardan daha üstün bir şey yapmak olmadığını anlayamıyorsunuz. Kadınlar… Komşunun, görümcesinin, en yakın arkadaşının çocuğuyla o kadar ilgili ki kendi çocuğunu tanımadan etrafındakilerden daha iyi daha lüks daha özel bir okula gitmesi için yarışıyorlar. Evet, bunu kadınlarda daha çok görüyorum. Öyle bir hırsınız var ki bazılarınız anne olmak yerine maraton koşsaydınız o ipi herkesten önce göğüsleyebilirdiniz. Evlerinize kendinizi kapatıp bütün gün çocuk bakıp onunla ilgilenmenin ne denli zor olduğundan dem vurup hayatınızı ona adadığınızı sanıp kendinize yalnızlığınızı giderecek bir arkadaş ve hatta belki ağır olacak ama bir oyuncak yaratıyorsunuz! Evet zor, çok zor biliyorum. Bazen bir saat bir çocukla zaman geçirsem aklımı yitiriyorum. Ancak, bedelleri çocuklarınızda kendinizi tamamlamaya çalışan hırslarınızla yine çocuklarınıza ödetiyorsunuz.

Eğitimi okuldan ibaret sanıp çocuklarınızı hep arkadaşlarıyla kıyaslıyor onları birbirilerini ezmeleri için yetiştiriyorsunuz. Horoz dövüştürmekten farkı yok aslında! Holding yönetir gibi çocuk yönetiyorsunuz. İşinize geldiğinde ilgileniyor işinize gelmediğinde eline bir telefon bir iPad verip susturuyorsunuz. Uyaran olduğunda da “istiyor ama ne yapayım sen bilmezsin, anne olmadan anlayamazsın, kıyamıyorum” diyorsunuz.

Kıyıyorsunuz!

Çocuğunuzun neye ilgisi olduğundan bir habersiniz. Haberiniz varsa da onu ilgisinden soğutacak kadar ısrarcı ve iticisiniz. Haftanın 6 günü okula giden çocuğunuza haftanın 7. günü özel dersler aldırarak sözüm ona onu daha “iyi” bir geleceğe hazırlıyorsunuz. Sosyalleştirmeye kalksanız bazen onu da elinize yüzünüze bulaştırıyorsunuz. Çocuğunuzun müziğe ilgisi yoksa sırf siz vakti zamanında şarkıcı olmak istediniz diye onu müzikle öldürüyorsunuz. Baleye zerre ilgisi olmayan bir çocuğu alıp zorla tütülerin içinde hırpalıyorsunuz, bunun gibi bir sürü hırsınıza çocuğunuzu kurban ediyorsunuz. Arkadaşlarının üzerindeki kıyafetleri, çantaları yarıştırıyorsunuz. Onun varsa benim kızımın oğlumun neyi eksik ben de alırım diye diye çocuklarınızı arsızlaştırıyorsunuz!
Ders verdiğim bir genç kız…

“Hiç nefes alamıyorum, annemden nefret ediyorum. 90 aldım diye bana ceza verdi neden 100 değil o diye kızıyor. Bıktım artık” dedi. O kadar çok ki bu çocuklardan… Ve işin en korkunç yanı bunu yapan anne – babalar o kadar çok ki!!!

Çocuğun hiçbir şey olmayabilir. 0 alabilir, sınıfta kalabilir, sizin istediğiniz gibi giyinmeyip sizin istediğiniz hobileri olmayabilir. Sizin istediğiniz gibi oturup kalkmayabilir, sizin istediğiniz gibi yaşamayabilir! Çocuğunuz sizin “ego tatmininiz” değildir! Çocuğunuz bir bireydir. Hele de her geçen gün zekâ seviyeleri gitgide artan nesillerin olduğu bir dünyada ne olur zihninizi geliştirin! Çocuklarınıza şiddet uygulamıyor olmanız onlara ruhsal şiddet uyguladığınız gerçeğini değiştirmiyor. Etrafıma baktığımda hastalıklı ve yalnız insanların, sahip oldukları güzel çocukları harap edişlerini görüyorum! Sorunlu, sıkılgan, boğulmuş, benliğini bulamayan, karakteri bozuk, giyim kuşamdan, yüksek not almaktan başka amacı olmayan, hırslı, birbirini ezen, para odaklı, çıkarcı, manevi hiçbir birikimi olmayan insanlar yetiştiriyorsunuz! İşin tuhafı çocuklarınız gencecik yaşlarda çocuk aldıran, uyuşturucu bağımlısı, alkolik, şımarık, saygısız, maneviyatsız, amaçsız ve niteliksiz insanlara dönüştüklerinde ‘ben nerede yanlış yaptım’ diyemeyen depresyonun dibine vurmuş ve ‘projeleri’ çökmüş ebeveynler olarak onlara hiçbir fayda sağlayamıyorsunuz!

Tam da bu aslında… Yazsam sayfalarca yazarım elbette ama bahsetmek istediğim bu, çocuklarınız sizin ‘PROJE’leriniz değil! Kariyeriniz değil! Ego tatmininiz değil! Arkadaşınız da değil!

Bana hep bir çocuğum olsun diye yalvarıyorlar. Çok güzel adamlar da tanıdım çok iyi baba olabileceğinden emin olduğum ama işte derler ya ‘sana değil çevreye güvenmiyorum’ diye…

Ben azı çoğu, varlığı yokluğu, adaleti, maneviyatı, değerlerimizi, ruhu, aşkı, sevmeyi, insanlığı öğrettiğim bir çocuğu nasıl olur da bunca çılgınlığın içine atabilirim ki… Benden proje çıkmaz, ben en fazla insan yetiştirebilirim. Onu da yaparsam bir gün bir veli toplantısında etrafıma baktığımda pişmanlıktan ölebilirim.
İşin aslı şu; anne olma konusunda kendime değil, bazılarınıza güvenmiyorum…

Benden yeterince nefret ettiyseniz şimdi size rağmen çocuklarınızı ve neredeyse dünyadaki tüm çocukları deli gibi sevmeye devam edebilirim.
Allah hepsine sağlıklı, huzurlu, iyi insanlarla karşılaşacakları güzel bir ömür versin. Dilerim sizin yanlışlarınız onların doğrularını götürmez.

Çisel Onat

5518
defa okundu
Önceki Sonraki
24 Eylül, Pazar 2017