|
|
|
|
"Siyah beyaz bir filmin içinde kalabalık bir caddede yürüyorum. Köpeğin bakışlarıyla dünyaya bakıyor gözlerim. Sağım-solum, önüm – arkam siyah beyaz. Ses yok. İlgisizim, uyuşmuş vücudum ayaklarım üzerinde yaşamadan hareket ediyor. Gazete büfesinin önünde gazete başlıklarında dolaşıyor gözlerim. Aynı haberler, aynı başlıklar, aynı, hep aynı… Aynı sokaklar, aynı dükkanlar, aynı bakışlar, aynı kavgalar, aynı küfürler… Aşklar aynı, idealler aynı, hayaller aynı, insanlar aynı, yataklar aynı, kokular aynı, orgazmlar bile aynı… Yükseliyorum. Bir kartalın pençelerinde havalanıyorum. Kendimi onun pençelerine bıraktım. Şehre yukarıdan bakıyorum. Siyah beyaz filmim, siyah beyaz bir fotoğrafa dönüşüyor. Yükseklik korkusu an ve an huzura dönüşüyor. Artık ayaklarım da serbest. Kartalın pençesinde savunmasız bir "av"ım. Hareketsizliğin deviniminin sarhoşluğunu yaşıyorum. Siyah beyaz fotoğrafın uzak köşesinde bir renk görüyorum. Ufacık, renkli bir nokta… Kartal kanatlarını renkli noktaya doğru çırpıyor. Hızlanıyoruz, alçalıyoruz… Resim hareketlenirken, nokta büyüyor. Nokta hareketleniyor, şekilleniyor. Nokta sana dönüşüyor. Kalabalığın içinde, başın dik, ama bıkkın yürüyorsun yürüyorsun. Sanki birazdan bir başka kartal da seni alacak gibi… İnsanların bakışları üzerinde… Bedeninin içinden taşan enerjin, kalabalığın gözlerinin göremeyeceği halkalarla sarıyor etrafını. Sen onlardan değilsin. Sen, bu fotoğrafa ait değilsin. Kartalın pençelerini açmasıyla ayaklarının dibine düşüyorum. Benim seni gördüğüm gibi, sen de beni görüyorsun. Biliyorum. Elimi uzatıyorum. Elini uzatıyorsun. Bu gülümsemen bana her şeyi anlatıyor. Hadi gel benimle… Kalabalığın arasında iki renk hızlanıyoruz. Gözler, bizi arıyor. İnsanlar, çemberi daraltıyor. Fotoğrafın dışına yürüyoruz. Kalabalık etrafımızı sarıyor. Çıkmamıza izin vermeyecekler. Hızlanıyoruz, koşmaya başlıyoruz. Daha hızlı. Peşimizden koşuyorlar. İşte çıkış orda. Daha hızlı olmalıyız. Fırlattıkları taşlar bedenimizi acıtıyor. Bedenim kanıyor. Çok az kaldı, başarabiliriz. Kapıyı yakalamak üzereyim. Sakın bırakma elimi, çok az kaldı. Kapının tokmağını yakaladım. Sadece dört duvar… Sessizlik… Günün son ışıkları odanın içine sızıyor. Odada sadece tek bir koltuk var. Serin… Koltuğa oturuyorum. Elini bırakmıyorum. Sen, anne karnındaki bebek gibi dizlerini karnına çekip, başını dizime yaslıyorsun. Nefeslerimiz yavaş, yavaş normale dönüyor. Saçlarının arasında kayboluyor ellerim. Minik bir kediyi sever gibi saçlarının arasında dolaşıyor ellerim. Ensendeki teri parmaklarımın ucuyla dağıtıyorum. Islaklığını, tenini, sıcaklığını, seni seviyorum. Seni hissediyorum. Hiçbir şey umurumda değil. Ne kapının dışında kalan kalabalık, ne evim, ne arkadaşlarım… Sadece şu anda kalmak istiyorum. Bu dört duvar içinde… Zaman yok, mekan yok… Sadece sen ve ben…Sonsuza kadar bu koltukta kalmak istiyorum." Kendinize şu soruyu sorun… Şu anda sevgilinizle, eşinizle… Tek bir koltuğun olduğu, boş bir odada ne kadar kalabilirsiniz? Tüm dünya nimetlerini kaç saat, kaç gün, kaç ay elinizin tersiyle iter, dünyayı yok sayarsınız? Ve sihirli bir değnek yardımıyla koltuktaki adam ya da kadın olabilmek için nelerden vazgeçerdiniz?
|
|
Bu yazı 11839 kez okunmuş
|
|
|
|