|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ben bazen çok konuşurum. Sözcüklerimin beni korkuttuğu da olur, susmalarım gibi, sevgim ve nefretim gibi...Konuşmanın beyinsel dur duraksızlığı içinde kelimeler öyle uçuşur içerimde bir yerlerde! Sonra kabus, rüya, hayal halleri içindeki gerçeği ararken kendimi tanıdığım ve sevdiğim insanların hayatlarının tam odak noktası içinde buluveririm...
Özel insanlar... Özel tadlar... Özel buluşmalar...
Gelip giden aklımın serinliği içinde bir çıkış yolu arar dururken ben bakıp tam da onların empati kurduğum dünyasındaki kişi ben eşittir o ve yine ben oluvermişim...
AYSEL GÜREL...
Yıl 1992... Lise son sınıftayım. Beşiktaş pazarının müdavimleri arasında kalabalık içinde kendimi kaybedip o rengarenkliğin içinde dolaşıp duruyorum her zamanki gibi...Hayatımın bir tiyatro, bir müzik, bir konservatuar aşkı içinde yanan ve sanatın okları içine fırlamış bir genç kızım işte... Farklılıklar içinde uçup giden bir ruh hali içinde onu yemyeşil fosforlu farı denerken ve sürekli konuşan haliyle gördüm ilk kez...Hemen eğlencenin ortasına düşmüşçesine ve o yıllar sonra bir röportajımda ‘Deli – Dahi’ diye başlık attığım kadının aurasının içinde kendimi buluverdim. Şöyle yan gözle bana bakıp, ‘Gözlerin ne güzel senin, bak bu yeşil ne yakışır’ diyerek gözümün üzerine o farı sürüverdi bir anda. Aldım küçük el aynasını kendimi incelemeye koyuldum. ‘Ben sizin şarkılarınızı taa şuramda hissediyorum’ diyerek kalbimi tuttum. Gülmeye başladı, ‘ne olacaksın sen?’ dedi. ‘Ben aslında şarkı da söyleyebilirim, okulda grubumuz var, konserlerimiz oluyor ama iyi bir oyuncu olmak istiyorum, konservatuara girmek istiyorum, sınavlara hazırlanıyorum’ dedim. Bana şöyle bir alıcı gözle bakıp, ‘niye kilo vermiyorsun? O bed seslerin yanında eminim sesin de yüzün kadar güzeldir. Ama bu şov dünyasının içinde yer alacaksan o seslerden çok görüntüne bakarlar. Küçüksün, anlarsın!’ dedi. Susup boyaları incelemeye koyulmuştum. O yüzümü okşayıp pazarın kalabalığında o tüm renkliliğin içinde bambaşka rengarenkliğiyle yoluna devam etmişti usulca ama coşkulu farklılığıyla. Ve ben yıllar sonra şov buisinnes içinde, konservatuarın müzik bölümünü kazanamamış, son elemeleri geçememiş biri olarak, Pera Güzel Sanatlarda şan koristliği yapmış ama tiyatroya da özel tiyatrolarda devam etmiş ama meslek olarak bir türlü seçme idealistliğini gösterememiş ve gazeteci olarak ilerlemiş biri olarak o sözünü çok iyi anladım Aysel Gürel’in o an sussam da...
Yıl 2000-01-02-03-04 ve 2005! Yıllar içinde bir çok televizyon program çekimi, bir takım açılışlar ve işlerde kendisiyle iki kelamımız elbette olmuştu. O pazarda bed ses’ler! Dediği ve ünlü olanların isimlerini şimdi burada vermeyeceğim. Bu aralıklı zamanlardaki seslerin anatomik inceleyişinin tespitlerine hayranlık duyuyorum, belki ilerde bunu kitabımda yazmam daha doğru, yani isimleri! Bunu söylüyorum çünkü her karşılaştığımızda ve iki kelam ettiğimde güzel mi? Dediğim isimlerin ona soruluşunun bendeki etkisinin sadece zayıflayıp şov dünyasına girmemiş olmamla belki de bilinçaltı etkileşişimi vardı bende! Ama aslında o kadar güzel vücut için o kadar kötü ses tanımı verdi ki bana bu kadının zekasına yaşanmışlığımla ne demek istediğini anlamamla yıllar geçtikçe daha fazla hayran olur olmuştum! Kendimi o pazardaki genç kız olarak hatırlatma fırsatım olmamıştı. Ama o gözlerime iltifatını hep yaptı...Tanımları bende gizli kalsın, güzel tanımı dışındaki sözlerini bir tek erkekten bile duymuş değilim şu ana kadar açıkçası! O gökkuşağı gibi bulunduğu ortamların en ilginç ve en doyumsuz konuğu ve ilgisini çok kısa zaman içinde çok kişiye verdiği büyülü bir kadındı bence daima! Kimisine göre bu kadın deli! dense de benim için çok akıllı bir kadın olduğu su götürmez bir gerçekti... Bir gün kendisine bir yerde evinize gelmek ve röportaj yapmak istiyorum dedim. Beni yüz yüze ‘tamam ne zaman istersen!’ derken telefon açıp da gelmek istiyorum dediğim zaman aylarca, belki de bir yıl boyunca ‘yok evin tamiratı, yok iyi değilim, yok şehir dışındayım!’ diyerek ama benim de çok takılmadığım bir şekilde ertelendim. Takılmıyordum çünkü ben bu görüşmeme bahanelerine aldırış etmeden rutin ayda bir aralamalarımı yapıyordum. Ve sonunda kabul ettirdim, ‘gel ama ortalık dağınık, koliler orda burada’ dedi. Bana ne! Dedim! İçimden, ben seni bir göreyip şöyle bir karşılıklı çayımızı yudumlayıp sohbetimi edeyim de, isterse çöplük olsun etraf Gittim rengarek karşıladı kapıda bizi. Çekimi bir güzel yaptık, çok eğlendik, onun postişleri, kolileri içindeki aksesuarları, minik 7 cüceler sandalyeleri, şekilli gözlükleri ve bana hediye ettiği kırmızı ruju da sürerek komik fotoğraflarımızı çekip fotoğrafçımızı gönderdik. Onun Teşvikiye’deki sakin muhitindeki evinde kendimi o arka Başbaşa kalıp mutfağına geçip çayımızı yudumlarken dökülüverdi kelimeler dudağımdan. Yeni bir ilişki bitişiydi benim için o günler. Delicesine acı çekiyor ve aldatılmanın o korkunç hastalık boğucu karanlığında debeleniyordum. Röportajımız şahane sohbetimizdi. Ama sonrası benim için bu kadına olan hayranlığımı, düşünmemi bir kez daha hayatın içinde kaybolurken acı dolu günlerimde! Aslında acıyı ne kadar yaşamam gerektiğine karar vereceğim kişinin de ben olduğumu anlatan güzel örneklemeler veriyordu. Onu neden bu kadar çok sevdim ve kendime yakın buldum merak ediyor musunuz? Çünkü o da benim gibi hayatındaki örneklemeleri, yaşanmışlıkları, kurgulayıp, bir hikaye ve film tadında anlatmayı çok seviyordu. Bu konuşmanın içinde önce çok güldüğüm sonra da aslında uzayıp giden, saatler süren sohbetimizin ve sonrasındaki arada telefon konuşmamız ve ona gidişlerimin içinden bir cümle söylemem gerek; Ben aldatılmıştım! Neden? Deyip acı çekiyordum o taze günlerde ve bana şunu söyledi; ‘Arının soktuğu yeri hemen emmeli, 24 saat içinde gidip yeni bir sevgiliye gönlünü vermeli!’ Şimdi diyeceksiniz ki, nasıl olur? Ben de dedim ki 7 yıl Aysel hanım! Nasıl olur olmaz işte öyle...O da dedi ki, ‘Sen neyi ne kadar uzatırsan, neyi iyi yaşamak istersen o kadar uzar. Acını da böyle uzatırsın! O gidip bak gönlünü eyliyor. Sen ne yapıyorsun, kolay değil ama bak oturup acını çekiyorsun. Vaktiyle ben de yaptım...Ama emin ol ki güzel aşklar seni bekliyor’...! Bir bilge gibi oldu bana. Ki bu şarkıları nasıl yaptı, nasıl ruhumuza girdi, bunların anlamı yaşanmışlığında gizli, hepimiz biliyoruz. Bir yaşam öğretisi gibi geldi ve kaldı içimde. Bir sürü konuştuğumuz konu içinde kaybolup gittim ben. Onun sözleri susmadı bende ve susmayacak da. Onun genç aşkları kadar ben de ona aşık oldum itiraf etmeliyim. Sen hep yaşayacaksın bende güzel ruhlu, güzel beyinli ve güzel bacaklı kadın
|
|
Bu yazı 2993 kez okunmuş
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|