|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Beyaz perde için, sinema alanında önemli çalışmalara imza atmış akademik bir ismin, bir dönem "Akgergi" tanımlamasını kullandığını biliyor muydunuz...? Bana çocuksu bir zekanın ancak çocukça oyunlarda üretebileceği türden bir tanımlama gibi gelmişti ilk duyduğumda...
"Hadi evcilik oynayalım... Ben doktorum, sen hasta..."
"Niye ben hasta oluyorum... Sen hasta ol..."
"Kızım oyun işte ya... Sen hasta olacaksin ki, ben senin külodunu çıkarabileyim!"
"Ha öyle mi! Tamam o zaman..."
Çocukların dünyasında gerçeklere yer yoktur. Çünkü çocuklar, sürekli taşımak zorunda oldukları bir karakter/kimlik asmamışlardır henüz boyunlarına. O yüzden, her an kendileri için yeni bir sanal gerçeklik uydurabilir ve ona inanabilirler.
Sinema da, büyüklerin çocukluklarını alabildiğine yaşayabildikleri bir oyun alanı olacak ki, koca koca kitaplar yazmış bir hocamız, beyaz perde yerine "akgergi" diyebiliyor sinemaya... Adına ister beyaz perde deyin, ister akgergi, sinemanın beyaz bir sonsuzluk üzerine düşürülen, zamandan ve mekandan çalınmış resimli hikâyeler olduğunu söylemek yalnış olmaz sanırım.
Beyaz perde, aslında sonsuz bir boşluktur... Tıpkı zihinlerimizdeki somut kavramlarla, soyut kavramlar arasında oluşan kocaman boşluklar gibi... Orası ruhumuzun sonsuzluk alanıdır. Orada resimler, sesler, öyküler, fanteziler bir görünüp, bir kaybolur. Kimselere açıp göstermediğimiz, kendi beyaz perdemizdir orası. Sonsuzluğumuzdur...
Galiba sinemayı bu yüzden seviyoruz. Ruhumuzun beyaz sonsuzluğunda günler, geceler boyu kendi kendimize seyrettiğimiz öyküleri, sinemada bir salon dolusu insanla birlikte seyrediyoruz. Orada, ışığın gidip çarptığı ve resimlere dönüştüğü beyaz perdede, kendi sonsuzluğumuzla buluşuyoruz...
Ne var ki, roman okurken, yazarın bize sunduğu kurguyu dilediğimiz şekilde yeniden ve onlarca farklı şekilde resimlendirebilirken, sinemada yönetmenin zihnindeki beyaz sonsuzlukta beliren kurguya ve resimlere mahkum oluyoruz. O yüzden, sinemada öyküler, resimler ve anlatım dili bizim sonsuzluğumuzla örtüşmezse kolay kolay tat alamıyoruz.
Peki ama yönetmenin beyaz perdesi ne kadar beyaz? Yönetmen, kendi beyaz perdesine resimleri sonsuz bir özgürlükle yerleştirebiliyor mu, yoksa işin mutfağındayken, yönetmenin kendi kurgusu, resimleri ve dili için, ruhunun gizli odalarında özenle sakladığı bembeyaz perdesi, birileri tarafından düşüncesizce lekeleniyor mu? Kirletiliyor mu...?
Somut örnek: "Hazır mıyız...?" "Yalnız hocam bir sorun var! Ben öpüşemeyeceğim..." Kısa bir sessizlik anı... Yönetmen, içinden karşısındaki bayan oyuncuya bildiği bütün küfürleri sıralıyor! Aslında bağırarak küfretmek istiyor! Fakat filmi bitirmek zorunda. Onun için susup, mantıklı bir insan gibi davranmaya çalışıyor... Oysa yönetmen mantığının değil, gizemli duygularının eseridir...! "Senaryoyu sana üç ay önce verdim... Neden bunu söylemek için bu anı bekledin...?" "Hocam aslında benim için bir mahsuru yok... Ama... Babam filmi seyrettiğinde ben yerin dibine girerim..." Adam abondone olmuştur... Ne diyeceğini bilemez... Baba ve kız... Babasının kızı... Ne desin...? "Ben senden sadece, anlattığım aşkın inandırıcılığını seyirciye geçirecek, masumane ve kadınsı bir teslim oluşu ifade eden, naif bir öpüşme istiyorum... Düzüşmeni istemiyorum ki...!" "Aman hocam... Nasıl konuşuyorsunuz...? Ben bu role aylardır hazırlanıyorum... Ama babam işte...!" "Kızım baban senin düzüştüğünü bilmiyor mu sanıyorsun...? Bu nasıl bir kafadır...! O zaman neden oyunculuk yapıyorsun...!" Vs... vs... vs... vs... vs...
Sonra insanlar "bizim filmlerimiz neden inandırıcı deği" diye soruyor... Ne demek gerek...?
Sevişmelerimiz sahte... Kamera karşısında ya da bir odada iki kişi sevişirken, kadınlarımız babaları tarafından izlendikleri duygusunu kafalarından atamıyor... Dolayısla sürekli bir izlenme psikozu altında, sahicilikten ve sonsuzluk duygusundan uzak, tatsız, tutsuz sevişmeler yaşamak, çekmek ve seyretmek zorunda kalıyoruz... Kızlar... Babalarınızdan kurtulun... Nasıl yapacaksınız bilmiyorum ama... Bir şekilde başarın bunu...
Bunu başarmadan aşık olup, sevişmeye kalkıp, yüzünüze gözünüze bulaştırıyorsunuz hadi... Ama ne olur oyuncu olmaya kalkmayın... Yatakta yaşanan sahtelik iki kişiyi, ne var ki sinemada yaşananı milyonlarca insanı ilgilendiriyor...
|
|
Bu yazı 3703 kez okunmuş
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|