Yeşim Coşkun

Yeşim Coşkun

İllede Muhalefet

14.09.2008 16:16:07

Marka öyle olmaz, böyle olur!

2kadin.com >> Yeşim Coşkun

Hiç markalı yaşamadım, ama yaşadım da... Bu hayatta kişinin taşıdığı isim zaten kendince bir markaydı.
Bu marka ile seslenirlerdi, ya da o marka zikredilerek iyi, ya da kötü hatırlanırdı, hatırlanırdım...

Sonra bir gün ciddi ciddi markalarla yüzleşince alışmaya çabaladım. Sırıtırdı üstümde. Marka bir taraftan kalite, beğeni ve çok para demek ise, diğer taraftan hareketti.

Hatta kimine göre konuşmak,hatta üzülmek ve sevilmekte olabilir... Birazdan anlayacaksınız demek istediğimi.
Kıyafet markalarını bir ihtişam bir delilik üzerine garip kalıplara soktum ve çıkarttım. Bir günde astım açıkçası ''marka öyle olmaz, böyle olur'' diye...

Kendine kıyafetleri ile tapan bir adam tanıdım. Giydiği terlik, kullandığı toz deterjanın markasına dek ezbere aldığım bir adam hem de. Beni de kendine benzetmişti!

Onunla eğlenir ve destekler gibi gülücükler atsam da, yanından uzaklaşmalarım hep koşa koşa olmuştur.

Adımlarım ne kadar hızlı ise, o hızla da aklımda kalırdı. Bu satırlara dökecek kadar etkilemiş meğer beni...

İsmimin geçmişini, ne anlama geldiğini, ismimin geçtiği her ürünü alıp bana hediye etmelerinden dinmeyen yorulmayan bu adam bir de utanmadan daha markalı soyadlarını ismimin yanına koyardı. Arada şaka olsun diye, bana öyle bile seslendiğine şahit ve şaşkındım. Ve gün geldi, beni hırsla, yüzümde komik bir ifade ile kendini hatırlatacak ve bünyemde buna bağlı gıdıklamalar şeklinde bir sinirlilikle hatıralar bırakmayı başardı. Bu psikolojinin şerefine, günlerden bir gün ona hediye alasım tutuverdi...

Çok alakasız bir semtin, alakasız bir yerinde karşıma çıkan işportacıya pis pis gülümsedim. Üstünde sıfır baskı olan kazaklar satan bu işportacıdan bir kazak aldım. Orijinal marka kıyafet üretiminde çalışan yakın dostlarımdan, yakınlık dilendim. Bir konfeksiyon makinesinin yardımı ile ''sıfır baskısız ve markasız'' kazağa orijinal marka etiketlerinin dikilmesi ile, hem ona ''almaktan'' çok ''hediye yapmanın heyecanını'' hemde artık mecbur ve istekli kaldığım bu sahtekarlığıma hayıflanıp, kendime gülmeye başladım... Orijinal poşeti ve ambalajı ile, herkesin müptelası olan bir markanın, güya sahici bir vitrininden alınmış paketim artık kullanıma,ve sahibine ulaşmaya hazırdı...

Buluştuk. Sevinç gösterileri ve ona hediye almış (yapmış) olmama bağlı kalarak bir şaşkınlık vardı yüzünde. Aldı ve giydi kazağı. Artık daha çok şaşkındım... Kazağı, daha önceden o markalı vitrinde gördüğünü ve acelesi olduğundan oyalanamayıp alamadığıyla başladı konuşma. Ellerimi kenetlemiş buz gibi yüz ifadesiyle ona dinliyordum... Sonra ''onu çok iyi tanıdığıma ve markasına tarzına hitap edebildiğim'' için sözlerinde yücelmeye başlamıştım.

Ve o istenmeyen hazin son!!!! 3-5 gün sonra makineye attığı kazağın küçülmesi ile sonunda adam kopmuştu önce kendi hayatından, sonra da benim hayatımdan... Hemde en başından söylemesi gerekeni, en sona saklayarak;

''Kazak küçüldü, ne yapalım? Olsun. Hediyenin büyüğü küçüğü olmaz ki... Markalı bir kırık iğne olsa bile yeterdi canım benim...''

4662
defa okundu
 
<< Önceki Yazı Sonraki Yazı >>
 ADnet Reklamları
Siz de reklam verin  
10 Şubat, Cuma 2012