|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kelepçelerimden kurtuluyorum. Gözlerim açıldı. Kendi sesimi, içimde sürekli haykıran ve delirmek üzere olan beni daha iyi duyuyorum artık. Gitgide zaman benim tarafıma geçmeye başladı. Her gün bir sonrakinin aynısı gibi görünse de içimde bir bulantı var. Bir gün kendimi şöyle yakaladım. Beni buna uyandıran hayatıma yeni giren biri oldu. Yani benim hiçbir halime henüz alışmamış, tabiatımdan yana körleşmemiş olan, beni tanımaya, didik didik etmeye fazlasıyla meraklı biri… Bana uzun zamandır mideme girmeyen alkolü ikram ettiğinde sanırım Nuri Alço etkisiyle gevşeyip, dökülüp, bir bir itiraflara, biyografimle başlayan derin bir konuşmaya girişeceğimi sanmıştı. Buna ihtiyacım vardı. Hem de çok! Olmadı. “Sana bir şey yapacağım” dedi. Takdir edersiniz ki sizin düşündüğünüz şeyi düşünmeme uygun bir ortamdı. Olmadı! Cinsel dürtülerinizi bir kenara atmanızı öneririm. Hikâye hiç de sizin sandığınız kadar iç açıcı değil. Yerinden kalkıp avuçlarını omuzlarıma geçirdi. Başparmaklarını da boynuma sapladı. “Ne hissediyorsun?” diye sordu. Canım acıyor dedim. Sonra kollarımı sıktı. Sonra da ellerimi açmamı söyledi. Ne hissediyorsun dedi yine. Ve yine hala boynum acıyor dedim. Hiçbir şey demeden yerine geçti. Ne yaptığını anlamadım. Sıradan konulardan konuşurken birden bana “kendini nasıl hissediyorsun” dedi. Açıkçası bu metafizik, biyolojik, psikolojik, vs –lojik durumlar beni gerçekten de sıkıyordu. Herkesin bir anda Reiki master, Yoga üstadı, meditasyon tanrısı falan olma merakı beni tüm bu ilgi alanlarına karşı oldukça ilgisiz kılmıştı çok uzun zamandır. Moda olan şeylere gıcıklığımın nedeni de buydu. Önyargı belki de, bilmiyorum. Sonra birden bana tek bir kelime bile etmeme fırsat vermeden cümleleri ardı ardına kurdu durdu. “Yazdıklarını okuyorum, ara sıra gece yarısı bazı başlıklara yazdığın yorumları, birkaç saattir TV açık olmasına ama izlemememize rağmen sessizlik olduğunda arada ekrana bakıp gördüğün görüntülere verdiğin yorumları ve tepkileri de izliyorum. Ben daha 1. bardağı içerken senin ardı ardına içtiğin bardakları ve sana hiçbir etki etmeyişini de izliyorum. Ayrıca gözlerindeki ifadenin de ne kadar bıkkın ve öfke dolu olduğunun da farkındayım. Hatta şu an beni dinlerken suratındaki limon yemiş ifadeyi, anlamaya çalışan, aslında çok iyi anlayan ama karşımda bana ne ukalalık yapıyor bu adam diyen surat ifadeni de görüyorum. Sana dokunmamın amacını muhakkak yanlış anladığını da biliyorum. Omuzlarının, ellerinin ve aslında vücudunun üst kısmındaki gerginliğin farkında değilsin. Hiçbir şeyin uzmanı değilim. Sürekli kendini saklamaya çalışan bir üslupla konuşuyorsun, sürekli söylediğim her şeye sanki benimle kavga eder gibi cevaplar ya da yorumlar veriyorsun. Mesela sana uykun geldiyse yat dedim, ben uyumam ki diye direkt bir cevap verdin. Ya insan olduğunu unuttun ya da bana insomnia’yı oynuyorsun. Manyak mısın sen? Rahatlasana biraz. Derdin ne? Şu haline bak, omuzlarını sıkmışsın. Boynunla omuzların birleşik duruyor, ben görüyorum buradan sen nasıl farkında değilsin. Kramp girmiş, acı çekiyor gibisin. Manyak mısın sen? Rahatla biraz!” dedi. İşte o an o cümlelere cevap verememiş olmanın hırsıyla bir anda kendime geldim. Gerçekten de kendimi bir anda omuzlarımı kasmış ve tırnaklarımı da avuçlarıma geçirmiş şekilde buldum. Hakikaten de uzun zamandır kasık yaşamışım. Şu an aksi mi, hayır! Şu an yazarken bile omuzlarım boynumla bir. Dişlerimi sıkıyorum, ellerimi sıkıyorum, dizlerimi sıkıyorum, sürekli bir ayak sallama hali… Deliler gibiyim. Sustuklarım yüzünden. Bugün bana manyak mısın diye soran arkadaşımdan aldığım cesaretle kusmayı denedim. Sabah, verdiğim siparişleri yaklaşık 8 aydır (taşındığım andan itibaren) sürekli eksik, yanlış, fazla ya da çoğunlukla geç getiren ve hatta unutan marketle başladım. Açıp ayların intikamını bir günde aldım. Ben 2 ekmek istiyorum, yan daireme geliyor benim ki unutuluyor. Ben un istiyorum bana yoğurt geliyor, 12.00’de sipariş veriyorum saat 15.00’de geliyor gibi gibi gibi… Nasıl bir delilik ki –asla sabır denemez buna- dayanmışım. Telefonda “dalga geçiyorsunuz benimle siz…” diye başlayan bir konuşma sonrasında omuzlarımı kontrol ettim, olması gereken yerlerindeydiler. Boynumdan ayrı! Evet ilk denemeydi, yüzüm biraz kızardı ama utangaçlıktan değil, sinirdendi. Dışa vurulabilen Sinir! Sokağa çıktım. Minibüs… Adamlar nedense oturmayı ya beceremiyorlar ya da gerçekten benim gibi ezikler yüzünden fazla kabarmışlar. Bugüne kadar çok defa sıkıştım camla bir adamın bacağının arasında ama tık bile demedim. Manyak mıyım ben, rahatlasam ya! Bekledim, dua ettim bir büyükbaş gelip, bacaklarını açıp otursun yanıma diye. Vallahi de geldi, billahi de geldi. Daha doğrusu benden önce gelip oturmuştu. Ben de yanına oturmak zorundaydım. Ses etmeden sığmaya çalıştım önce… Sığamadım tabii yine! İşaret parmağımla adamın dizine iki kere tık tık yapıp “biraz çekerseniz olay çıkarmayacağım” dedim. Vallahi de billahi de dedim. Hahahahaha… Adamlar bacaklarını kısıp, kuyruklarını da bacak aralarına alıp oturabiliyorlarmış bunu yıllar sonra öğrendim, oh be! Omuzlarımı kontrol ettim, olması gereken yerlerindeydiler. İkinci denemem de başarılı oldu. Yüzüm de kızarmadı. Burnumu havaya kaldırıp camdan dışarı baktım ve oh be ne güzel bir gün dedim. Ohhhhhhhhh beeeeeeeeee!!! Adam ne mi düşündü benim için? Manyak mısınız siz? Rahatlasanıza biraz! Ve başka bir gün, her zaman gidip bir şeyler gönderdiğim kargo şubesinde devam etti. Elimde bir paket, acil bir gönderi, kapıda araba beni bekliyor, trafik sıkışık, hemen göndermem gerekiyor ama her defasında en az beklediğim süre 15 dakika. En az!!! Sesimi çıkarmıyorum, içime kusuyorum her defasında, olay çıkmasın, bekleyeyim, ha baktılar ha bakacaklar, derken ömür geçiyormuş. Dışarıda bekleyen arabadaki arkadaşımın stresi benim üstümde, beklettim kızacak paniği benim üstümde, bu kadınlar, bu adamlar ne biçim iş yapıyor diye içimden söyleniyorum ama içimde kansere yaptığım yatırım benim üstümde… Her şey benim üstümde. Aylardır aynı sahneyi yaşayıp buna inatla dayanıyorum. Bu sefer yine sanki bu benim kaderimmiş gibi elemanlar değişmiş ama sistem hala aynı. Yine bekliyorum. Artık bu sefer 3. dakikada “hadi ama artık araba bekliyor dışarıda” diye bir şey çıktı ağzımdan. Arkadan beni orada görmeye alışkın bir eleman gelip bana “nasılsınız” dedi. Ah Kadersiz! “Valla hiç iyi değilim, ne zaman buraya gelsem sinirlerim bozuluyor. Kanser sebebim olacaksınız, şikayet edeceğim bu şubeyi” dedim. Arkada şube müdürü “hanımefendi” elinde telefon, mesajlaşmaya devam ediyor. Ben de artık kendimi iyice şımartarak, arkama döndüm ve kadına “hanımefendi iş arayın kendinize bir an önce” diyip çıktım şubeden. Arkamdan ne mi dediler, kadın eve gidince hırsını kocasından, çocuklarından mı aldı? Ne diyorsunuz siz ya, manyak mısınız, rahatlasanıza biraz! Oh beeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee!!! Omuzlarım mı? Yerli yerindeler!!!
Bunun gibi bir sürü şey oluyor her gün… Arka koltuğa yapışarak, ölüm korkusuyla gittiğim taksilerden, insanların üst üste savrulduğu otobüslerden, yolda üstüme yürüyen dengesizlerden, siparişimi yanlış getiren garsonlardan, işimi aksatan, yanlış yapan memurlardan, kısacası kanser riskime katkıda bulunan herkesten, her şeyden hırsımı çıkarmaya başladım. Aileme en çok bu yüzden kızıyorum. Bizi ar sahibi, alçakgönüllü, mahcubiyeti bilen, empati yapabilen çocuklar olarak yetiştirdiler. Bu ülkeye ” fazla doğru” çocuklar yetiştirdiler. Bu şekilde yaşanmıyor. Olanların, yutup sustuklarımın ağırlığı fazla geliyor artık. Kusmam lazım!
Doğama ters olsa da bir şekilde iklime ayak uyduramazsam savrulup giderim. İnsan gerçekten rahatlıyor. Öteki türlü susa susa, hayatın tadına varamıyorsun. Bundan böyle ya onlar kendilerini düzeltirler ya da ben doğrumu ortaya koyar üstlerine kocaman bir çarpı atar, oh be diyerek, omuzlarımı da boynumdan ayırarak yaşamaya devam ederim. Yeter be! Manyakmışım ben! Rahatladım biraz! Oh be!
|
|
Bu yazı 35295 kez okunmuş
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
gereksiz bir mücadeleyi ilgi çekici hale getirmeye çalışmışsınki yazı çıksın ortaya bende yazmak istiyorum mesela 2012de dünyanın sonu gelecekmi? yaşadığımız şu sıralar neden günler kısaldı? dünyanın frekansına noluyor zaman gittikce neden daralıyor? küresel daralıyoruz değilmi aslında senin yazdığında küresel daralmanın bireysel bazda bir yansıması sadece...manyak falan değilsin
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
çok güzel olmuş; kendimden çok şey buldum.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
her gün daha çok hayran oluyorum!
|
|
|
|
|
| 1 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|