|
|
|
|
[Dedim ya edepli çocuklardık. Dokunamadın. Biraz eğilirdim sana doğru, elimi tutan elinle göğsüme değerdi istediğin tüm dokunuşlar. Utanırdım. Biraz.] - Dokunsana bana. - Burada mı? - Burada! - Herkes bize bakıyor. - Kimse bizi görmüyor. - Bilmiyorum... - Şu an zamanı durdurmak ister miydin? - Hemde nasıl! - Ne yapardın? - Biliyorsun işte. - Ne? - Sevişirdim seninle. - Burada mı? - Burada. [Seninle, ulu orta sevişmek isterdim hep. Aramızdakini herkes görsün diye. Bir çocuk ancak böyle bir uyumdan doğabilir diye. Seninle ulu orta sevişmek istediğimi yazıyorum. Burada mı? Burada!] Arka masadaki birine takılırdı gözüm. Kulağıma fısıldadığın herşeyi duyarlar zannederdim. Kendimi sana oracıkta veremezdim. Sevişmeye saygı duymadıkları için oradaki herkesten nefret ederdim. Bana bakardı gülümseyerek, seninle ulu orta seviştiğimi gözetleyerek. Devam ederdin öpmeye. Dudaklarım kan ter içinde! Galiba sana aşık oluyordum, ulu orta yerlerde! - Seni istiyorum. - Ben de seni istiyorum. - Kızımız olsun istiyorum. - Seni seviyorum! [Hep kadınların en zayıf noktalarının bebekler olduğunu düşünürdüm. Zayıflık değilmiş bu! Hiç o kadar bebekleşmedim. Ama bana kızımız olsun dediğinde içimde o bebeğe çoktan bir yer biçtim! Çünkü seni sevmiştim!] - Of, sevişmemiz gerek. - Evet! - Neler diyorum ben? - Sevişiyoruz işte! - Öyle mi? - Öyle! - Hissediyor musun beni? - Hissetmek mi o nasıl kelime? - Hissetmiyor musun? - Ölüyorum... - İçinde olmak istiyorum... - Nerede olduğunu sanıyorsun ki? [Utanırdım... Kelimeleri iyi kullanırdım. Hayallerimiz kasıklarımıza ulaştığında söylediklerine edebiyat koyardım. Sen bana bacak aramdan bahsederdin ben sana kalbimi verirdim. Ne yapayım ki... Çok utanırdım sevgilim...] - Canım... - Canım... İlerleyemezdi tenimiz daha fazla. Sözden öteye geçemezdi hayallerimiz. Ben seni oracıkta hayal ederdim sen beni oracıkta. Yaşamak kadar zordu sevişmek, kalabalıkta! Sokakta da isterdim seni. Sen de beni. Belki... Ben hep istedim seni, sen hep istedin beni... Belki... [Yatağına girdiysem eğer, çıkmayacakmışız gibi davranmalıydık!] Elimi tutup cebine soktuğunda parmağımın hareketiydi kasıklarımdaki anons. Vajina ve penis gibi iki sistematik kelime değildi bizim yaşadığımız. Ne ben seninkine meraklıydım ne de sen benimkine! Ben seni istiyordum tümüyle. Beni istiyordun tümümle. Bütünleşik sevişmelerden bahsettik hep, yarım kalan halimizi saymazsak! Telefondaki sesinden anlardım herşeyi. Sen tek kişilik odanda ben tek kişilik odamda... Neden bir araya getiremedik bizi? Neden anne ve babalarımıza özendik dersin? Neden aşkı tek odaya sokmayı başaramadık? Sevişip bir kız bebek doğuramadık? Bir tek sen vardın hattın ucunda bir de ben... Yanılırdık ama bu yalana inanırdık. Dinlenirdi telefonlarımız birileri tarafından, bana ?seni çok istiyorum? dediğinde öylece kalırdım yerimde. Çünkü biliyordum zordu sevişmek telefonda... Kalabalıkta... O kadar tahammülsüzdüm ki insanlara, bir an herkes kaybolsun ve biz her yerde birleşelim istiyordum. Anlatamıyordum içimdeki isteği sana. Utanırdım. Kızarırdım. Nasıl oldu da kaldık başbaşa? Nasıl bıraktı bizi dünya? Kapından girerken nefes alamıyordum hatırlıyor musun? O kaya gibi duruşum nasıl da nereye yuvarlandığını bilmeyen bir endişe halindeydi! Gülümsüyorum şimdi hatırladıkça, nasıl da korkmuştum senden o yalnızlıkta! Kimse yoktu, sen ve ben... Sonunda! Hey be sonunda! Evin her köşesinde dekor olabilirdik. Sevişen heykeller gibi. Nasıl girdik o yatağa? Elimde en son bir su bardağı, tam konuşmaya hazırlanırken bir sus payı! Dudağındaki tadı hatırlayamıyorum. Sadece vücudumda kalmış tadın. Ona da dokunamıyorum artık! Hissettiğim tek şey orada seninle olmaktı. İlk defa bu kadar cesur, ilk defa bu kadar kararlı, ilk defa bu kadar kadın! Sanki tüm kalabalıklara değmişti, sanki bu yalnızlık tüm hayali sevişmelerimizi yazıya dökmekti. Ellerini hiç farketmemişim oysa, gözlerini, bakışlarını, dudaklarının çatlağını, sakallarını, saçlarını, bacaklarını, kasıklarını... Hiç farkında olmadan sevmişim seni. Körü körüne. Üzerindeki kıyafetlerin altındakini düşleyerek belki de. Ama öylesine. Sana dokunana kadar, bana dokunana kadar öylesine sevmişim seni. O sıcaklık farklıymış meğer, o ritim farklıymış. Kalabalıkta söylediğin herşeyi o an susarak yaşıyorduk. Hayallerimiz bile farklıymış meğer! Çıplak kalmayı bile erteliyorduk hiç bitmesin diye bu yalnızlık. Ne ben düğmelerine dokunabiliyordum ne de sen göğsümdeki hapishaneye! Hangimiz düğmeye hangimiz kopçaya sahip çıkabilirdik ki sonuna kadar! Çözmeliydik kalabalıkta bağlı tuttuklarımızı! - Ne kadar kolay açtın kopçayı? - 'Zoru başarırım, imkansız biraz zaman alır!' - Alsın! - Alsın mı? - Evet! - Seni istiyorum! - Bende!
cisel@ciselonat.com
|
|
Bu yazı 2355 kez okunmuş
|
|
|
|