Çisel Onat

Çisel Onat


06.09.2008 23:11:30

Bir adamla köy evinde sarabande (1)

2kadin.com >> Çisel Onat

Yazdıklarımı elleriyle örtemeyecek! Söylemek yerine kelimeleri seçişimin nedenini anladığında bana ZAGA diyemeyecek! Ben Ona her şeyden bahsetmeyeceğim ama O aslında her şeyi anlayacak! Parayı, iktidarı, gücü ve aşkı... Her şeyi anlayacak!

Tuhaf bir kadın tuhaf bir adama aşık olmaz. Tuhaf bir adamda tuhaf bir kadına! Bak! Sanki sana neyi anlattığını unutan ve sözlerine ilgisiz bir cümleden başlayan çocuklar gibi cevap veriyorum! Büyümediğini ve hiç büyümeyeceğini biliyorum! Seni tüm çocukluğunla tüm artçılarınla kabulleniyorum! Şu anda fedakar kadın modeliyim ben!

Baksana sana hükmüm geçmez! Belki de seninle yaşamaya çalıştığım şeyin hükmü olmaz! Kim bilir, seni böyle yazan, beni sana ulayıp geçti! Ya noktada ya virgülde ya da ve bence ünlemde kesişti seninle benim cümlelerimiz. Ve Kaderci kadın modeliyim!
Senin ilk kelimende başlıyor işkence. Sonuna kadar gidiyorsun. Durmak nedir bilmiyorsun. Sana adam mı demiştim ben! Az mı demişim! Azaltmışım anlamını affet beni. Sen hangi kitaba yazılsan sen kadar sayfa lazım baskıya. Kaç kere “seni” çizsem bir yere o kadar da boya… Abartan kadın modeliyim şimdi de!

Bir kadeh bir şey olmalı seni izlerken gözlerim. Bir satır bir şey kalmalı geceden geriye seni gizlerken “gözlerin”. Çok mu gülüyorum söylediklerine? Hayır! Bazen o kadar çekilmez ve o kadar işe yaramaz sözler ediyorsun ki insanın alıp başucuna koyası geliyor! Söylediklerini dudak bükerek izliyorum! Peki ama neden? Neden hep aynı günde aynı noktada aynı kadeh farklı alkol tadıyla sana bakıyorum! Ateşi düşürülmeyi bekleyen bir çocuk musun ki başındayım tüm gece? Ayağa kalkamayan bir yatalak mısın ki yanındayım? Zehirli bir adamdan başka bir şey değilsin aslında! Hakaret mi bu? Sen öyle say! Senin tercümende yazmak lazım! Ve şimdi alttan alan kadın modeliyim !

Tüm bu kadın rollerini reddetmek gerek oysa. Okullarda zorla beynimize tıkılan o saçma sapan integral soruları gibi her şeyi, tüm kadınsı ya da erkeksi rollerini reddetmeli insan! Hadi seninle de dertleşelim. Hoşgöreceksin beni. Bu aralar herkesin yarasına bant olmak gibi bir görevle kutsandığımı sanıyorum. Doktoruma sordum “nedir bu halim?” diye. Ne desin adam, hayranla hoyrat arasında gidip geliyorsun sen dedi. Bir halt anladıysam ne olayım! Yani anladım ki sonradan biraz hayata hayran biraz hayatıma hoyratmışım bu aralar. Hoş gör işte. Ama bak anlatabilirsin. Bir adamın en çok hangi yatakta sevişmekten hoşlandığını mesela. Kaç kadın sesinin o telefonları kapatmadan önce sana hoyratlığı hatırlattığını! Ya da kaç kadının ve hatta kaç erkeğin sana hayranlıklarına hayran kaldığını anlatabilirsin. Unutma ben tüm kadın rollerine sahip ama tüm o rolleri senin sınırlarında reddetmiş bir kadınım! Dinle! Duvarına astığın resme bir bak önce! Ben görmüyorum, sen biliyorsun neye baktığını ama düşün. Ne kadarı yansıtıyor seni! İnsan duvarına astığı her resimde kendine bakıyor gibi hissetmeli aslında. Bunu hiç böyle düşünmediğini biliyorum. Çünkü herkesin senin aynan olmaya karar verdiği ve kendilerine has tüm modelleri reddettikleri bir dünyada aynaya bakacak kadar miden kalmadığını biliyorum!

Sana planlanan cinayet senaryoları bile hep yarım kalmaya mecbur aslında. Çünkü sende iz bırakmak zor! Sende ses duyurmak zor! Sende aşkı tutundurmak da zor! Okan Bayülgen olmanla alakalı değil bu! Sadece sana yüklenen sıfatların mitolojideki tanrılara yüklenenlerden hiçbir farkının olmaması sorun! Oysa hata! O mitolojilerin hepsi bir palavra! Bir gün hiç kahkaha atmadan izlemeyi denedim seni. Başardım da! Ama küçük bir hazırlık yapmıştım kendime. Dedim ki o sadece Okan. He is simply Okan! Dedim ki: Kravatını çıkar onun, gitarını bir kenara koy, üzerindeki tüm siyah takımları al ve kaldır ve hatta dolabındakileri de yak gitsin! Işıkları kapat, müziği sustur, makyajını sil, sahneyi boşalt, ayakkabılarını da koy bir kenara.

Şimdi geride kalana bak! Ya çok şey “var” olacak geride ya da “yok” olacak herşey. Seçim benim, seni her zamanki gibi de izleyebilirdim. Ama hayal gücüme ihanet etmedim.

Artık ekran benim! Sen de! Sende ki gerçek de!
Hem neden saklanalım! Yaşımız saklambaç oynayamayacak kadar büyük değil belki ama boyumuz kendimizi saklayamayacağımız kadar uzadı artık! Hem neden yakalanalım! Çocukken ağlamanın bir ifade olduğunu söyleyenler büyüdüğümüzde bizi ağlatanlar oluyorlar nedense. Hem neden ağlayalım! Aynı şeker kaplarını saklamadık mı seninle? Sende seviyorsun “Çokomel” jelatinlerini tırnak ucunla düzleştirip kitaplarının arasında saklamayı, sen de seviyorsun kahveyi höpürdeterek içmeyi. Biliyorum ki sende en az benim kadar saçlarının okşanmasından haz duyuyorsun. Belki ben senden daha şanslıyım, bir kamera önüm yok. Bir telefon bağlantım yok! Yanımda gezeni kadın olsun erkek olsun bir kalıba sokup başka hayatlara sunan yok! Ama biliyorum ki sen de hala çizgi filmleri izleyerek gülümsemeyi biliyorsun! Hem neden değişelim! Aynı acılar tarafından acıtılmıyor muyuz? İkimizin de vicdanı sokaktaki bir kedinin kuyruğundaki tenekeyi çözebilecek kadar güçlü değil mi? Tamam vicdansız olmaya çalışsak da bu, hayata karşı direnişimizin bir rolü değil mi? Ama kimse görmeden, annemizden dayak yememek için gizli gizli kim bilir kaç kere gecenin ortasında kendi sütümüzden çalıp da bir hayvan besledik bahçemizde! Hem neden direnelim! Sen böyle bir “adam” olduğun için hayata silahla tüfekle mi saldırıyorsun. Sarhoş olma hakkını kendine çok mu görüyorsun? Sıradan bir kadına aşık olmakla “sıranızdan” bir kadına aşık olmak arasında mı bocalıyorsun! Seni kabullenmedim işte. Oh be! Hep aynı ekran, hep aynı koltuk, hep aynı adam! Kendimi tekrarlamaktan sıkılmıştım oysa şimdi sen varsın! Ekran aynı, koltuk aynı ama sen farklısın!

7341
defa okundu
 
Sonraki Yazı >>
 ADnet Reklamları
Siz de reklam verin  
10 Şubat, Cuma 2012