|
|
|
|
Yamalı uzun etekler babaannemden kalmalar. Beli büyük geliyor, eni de. Kestim. Ama giymekten de vazgeçemezdim. Yine benim hepsi...
Geyik olsun diye mendil işlediğim eski sevgilimi hiç yoktan hatırladım bugün. Mektup beklerdim, mail atmış. Mendili unutamamış. Ama saklamamışta. Atmak zorunda kalmış. Yoksa sevgilisi çok kızar/mış...
Tatil planları yapılmaya başlandı. Gidilecek olan şehre biliyorum ki demir yolu yok. Hiç olmayacakta. İtiraz ettim, aktarmalı giderim dedim. Bu ne perhiz , bu ne lahana turşusu dediler! Tren yolculuğuna razı gelmediler.
Ah şu eskiler...
Bir arkadaşım çiftliğine at almış geçenlerde. İsim soruyor, soruşturuyor. ''Yadigar'' dedim. ''Dedemin dedesinden kalma değil!'' dedi, sesimi kestim...
Yengemden kalma gelinlik ayakkabılarım bile var. Sene 1978 üretimli. Küçükken onları giyip markete gitmek istemiştim. Ayaklarıma ne kadar büyük geldiği umurumda değildi. Yanımdan fiyakalı bir hatun geçmişti. Gözlüklerini çıkarıp ''ayakkabılarını nereden aldın?'' diyerek benimle alay etmişti.
''Senin saçının teline kurban olayım hele kurban! Öl de öleyim!'' dedi biri. Krişe laflardı bilirdim. Ama içimden başka şeyler geçmişti. Türk filmleri diyecektim. Hakaret edemezdim. Yıllar sonra artık hakaret gibiydi. Çünkü ''benim saçımın teli artık umurunda değildi...''
Bu ve bunun gibi tonla hikaye geldi aklıma. Sabah sabah olacak iş değil! Yatağa iz yaptım. Dön sağa, dön sola... Acınası bir başlık altında farkında olmadan gereksiz garip deneyimler kazandım. Bir ''olurum'' yok ama bir şey dışında;
''80 'lerin çocuğu 60 'ların ruhunu taşırsa meğer ona sadece yazık olurmuş...''
Bu ve diğer yazıların tüm hakları Yeşim COŞKUN'a aittir. İzinsiz kullanılamaz.
|
|
Bu yazı 1919 kez okunmuş
|
|
|
|